28 Ağustos 2013 Çarşamba

Taraftar gözü ile yakın tarih - Kuruluş

Belki de Aziz Yıldırım İmparatorluğu demeliydim bu yazının başlığına. Böyle karanlık zamanlarda elimden gelen tek şey "yazmak". Onun bile kifayetsiz kaldığı bu günde son 10-12 yılı bir hatırlayalım istedim... Hep Destek Tam Destek Sene 2000... Fenerbahçe perişan. En büyük rakibi 4 sene üstüste şampiyon olmuş, Uefa kupasını kazanmış, Fenerbahçe son 11 sezonda sadece bir şampiyonluk almış. İç çekişmeler, gruplar, parayla satılan oylar, kifayetsiz yöneticiler ve Tahsin Kaya – Metin Aşık – Güven Sazak – Ali Şen’den oluşan bir seri başarısız başkan ve onların getirdiği 15-16 teknik adam... Ardından 1998’de Aziz Yıldırım göreve gelmiş ama o da göreve “birkaç” gayse şampiyonluğu ile başlamış, başarısız... Fenerbahçe’li mutsuz, bir umut, bir kıvılcım arıyor. Tribünlerde “istikrardan yanayız” pankartları ile Fenerbahçeli düzene isyan ediyor. Artık Fenerbahçe’nin “büyük” olması sorgulanıyor, bugünkü Bjk gibi ikinci sınıf büyük hale gelmiş, ve “devletin takımı” olan en büyük rakibinin fersah fersah gerisine düşmüş durumda. Başarısız başkan ona büyük başarıların yolunu açacak ilk doğru hamleyi yapıyor ve Mustafa Denizli’yi takımın başına getiriyor. Denizli akıllı bir adam, cesur, iyi ilişkiler kuran birisi. Futbol ailesi içindeki ilişkileri zaten iyi. Türkiye’nin bir numaralı futbol baronunun en yakınındaki kişilerden. Hemen ilişkiler işlemeye başlıyor, medyadaki canhıraş eleştiriler kesilmese de azalıyor. Yönetimden aldığı transfer bütçesini “yarın yokmuş” gibi yaşlı kurtlara (Anderson, Rapaic, Revivo, vb.) harcıyor Denizli. Tribün grupları ile birçok toplantı yapıyor, gencecik adamları “adam” yerine koyup dert anlatıyor ve camia içi desteği sağlıyor. Bu dönemde internet üzerinde yapılanan genç, eğitimli Fenerbahçeliler müthiş bir itici güç olarak devreye giriyor. Dünya Fenerbahçeliler günü, Fenerium ismi ve konsepti gibi önemli değişimleri başlattığı gibi “Hep Destek Tam Destek” diye bir slogan bulup hem yönetimine hem hocasına hem sporcusuna sahip çıkıyor. Bu slogan esasen o dönemde umutsuzluğu umuda çeviren, “dışardaki” Fenerbahçelilerin de kendisini çözümün bir parçası gibi hissetmesini sağlayan bir tutkal, ve bu tutkal camiayı sımsıkı birbirine yapıştırıp kenetliyor. 0-3’den 4-3 kazanılan maç, kaybedilen maçtan sonra bir anda organize olup takımı karşılayan taraftarın verdiği enerji, bu kenetlenme ile birleşiyor... ve Fenerbahçe’yi yüzbaşılığa taşıyor...yani Fenerbahçe Şampiyon olup 3. Yıldızı takıyor. Camia çok mutlu, futbolcular ve teknik kadro el üstünde. Herşey yolunda. Destek işe yaradığı için taraftar gaza gelmiş daha çok destek sağlıyor. Fenerium’lar para basmaya başlıyor. Yönetim ve başkan cesaretleniyor, ufukları genişliyor ve Avrupa’da başarı hayalleri kuruyorlar. Yeni transferler ile Şampiyonlar Ligi’ne yelken açıyor Fenerbahçe, ve gayet iyi maçlar çıkarmasına rağmen 6 maçını da kaybederek eleniyor. Buna ligdeki kötü sonuçlar eklenince birisinin(!) havaalanına yolladığı “kuvvetler ile” Denizli’ye küfürler eşliğinde yüklenilmesinş sağlaması sonucu Denizli gönderiliyor...ilk büyük hata. Taraftarının “istikrardan yanayız” dediği “Hep Destek Tam Destek” ile kenetlenmiş kulup ilk virajda hocasını satıyor. Destek denen kavramın kötüye kullanımı aslında daha ikinci sene başlıyor. Başkan desteğin sadece kendisine verileceğine inanmış, bunu da Denizliyi yollayarak beyan ediyor aslında, ama bizler naif şekilde “destek” demeye devam ediyoruz. Güzel günler çok yakında...

1 yorum:

  1. Cuneyt Bey merhaba,

    Insanlar genelde cok yakinlarina kotu birsey oldugunda o ani unutmak icin farkli bir mesgale ararlar kendilerine, siz de kendinizi yazmaya vurmussunuz sanirim.

    Yazinizin son kisminda cok guzel bir benzetmeniz var "Ozel birisinin Samsun'a cikmasi gerek" diye. Aslinda kendi icimizde "Mavi Gozlu Dev"imize sahibiz ama su kosullarda kendisinden boyle bir hamle beklemek olmayacak duaya amin demekten farkli degil bence.

    Yaziniza donersem, oncelikle tesekkur ederim harcadiginiz vakit ve efor icin. Fakat bir noktada size nacizane bir elestirim var.

    Aziz Yildirim'i genel olarak begenen, yaptiklarini asla hor gormeyen ama yanlislarini da kendimce net olarak gorebilen birisiyim. Kendisinin en sevmedigim ozelligi, ozellikle de camianin ihtiyac duydugu anlarda kaba tabirle herkesin gazini almak icin soyledigi ve asla gerceklesmeyen sozleri, iddialari, hatta ustu kapali ya da acik tehditleri. Tehdit etmesi degil sevmeyisim, verdigi sozun altini doldurmamasi... ulkemizde futbol son yillarda belaltinin alasini yapiyor, o gunku oyunun kurallari neyse, seni sen yapan degerlerden odun vermeden ona gore oynamaktan cekinmemek gerektigine inanirim.

    Sadece 3 temmuz surecinden bugune nerden baksaniz 10 ornegini sayabiliriz bu durumun. Hatta biraz daha geriye gitsek bugune kadar en az 3 defa "Havuzdan cikmak dahil olmak uzere tum opsiyonlari degerlendiriyoruz" seklinde cumleleri yeri geldi kongrelerde bile duydugumu hatirliyorum. Daha kotusuyse "Bi aciklarsam, bir konusursam" ile baslayan ne oznesi ne temasi asla belli olmayan demecleri. Eminim ki siz de namusumuz dedigimiz CAS davasinin hangi "ulke cikarlari" adina aslinda hangi gizli pazarliga kurban gittigini merak ediyorsunuz.

    Sizin yazinizin da -kurulus- bolumunde bahsettiginiz ---Buna ligdeki kötü sonuçlar eklenince birisinin(!) havaalanına yolladığı “kuvvetler ile” Denizli’ye küfürler eşliğinde yüklenilmesinş sağlaması sonucu Denizli gönderiliyor--- cumlesi de aslinda tam olarak bir Aziz Yildirim cumlesi. Kisisel olara beni en rahatsiz eden cinsinden. Cunku burada da gizli oznelerden bahsediyoruz isin asil kahramanlarindan bahseden yok.

    Ben 26 yasinda sadece Fenerbahce armasina ve renklerine gonul vermis, Ataturk'un takimini tutmakla gurur duyan bir Fenerbahce taraftariyim. Fenerbahce konusunda tek derdi Fenerbahce'nin cikari olan, Fenerbahce uzerinden yaratilip birilerini zengin eden ranta bela okuyan, kluple ve idarecileriyle ilgili az miktarda bilgiye ve limitli bilgi erisimine sahip, kisaca aslinda bu ulkede Fenerbahce'ye gonul verenlerin buyuk cogunlugunun net bir ornegiyim. Benim ve benim gibilerin bu isimleri ogrenmesine, karanlik dolaplarin arkasinda kim var bilmesine herseyden cok Fenerbahce'nin kendisinin ihtiyaci var. Yoksa surekli adlandirdigimiz o "sessiz cogunluk" bu gibi konularda sadece kendisine aktarilan bilgiyle kalir ki iste o zaman biz daha nice 3 temmuzlar, Ergenekonlar, Balyozlar yasariz...

    Klubun 2 yil boyunca en yapamadigi sey PR ve propoganda oldu. Emenike'nin para sayma goruntuleri var diyen iftiraciya Emenike'nin roportaj vermesine izin verdi bu klup, daha beteri gitti MNG'yi kendine sponsor yapti. Niye kimsenin sesi cikmadi, daha dogrusu niye cok kucuk bir kitle kendisi calip kendisi oynadi? Cunku cogunlugun bu baglantilari kurabilecek gerekli bilgisi yok.

    Herkes herkesten cok Fenerbahcelidir desek de Fenerbahce sevdasi benden cok daha buyuk bir ismin, hele hele forumlar dolayisiyla nerdeyse 10 yildir takip edip saygi duydugum bir ismin belki de hic aklina bile gelmemesinden oturu bu sekilde ustu kapali yazmasi acikcasi beni rahatsiz etti. Sanirim onun icindir ki pek huyum olmasa da bu kadar uzun yazdim...

    --- Kendimle celismemek adina belirtmek isterim; CAS davasinin geri cekilmesinin yegane sebebinin saygideger (!) isadami Nihat Ozdemir ve 3. havalimani ihalesiyle dogrudan ilgisi olduguna inaniyorum. Bunu iddia edemem cunku delilim yok, ama soylemem gereken heryerde soylemekten de cekinmem.

    Saygilar...

    YanıtlaSil