28 Ağustos 2013 Çarşamba

Taraftar gözü ile yakın tarih – Dağılma

Yönetimsizlik Dağılma döneminin detayına, şike soruşturmasına, cezalara, tranfer aptallıklarına, hoca-kadro-taktik seçimlerine girmeyeceğim. Zira çok fazla acı veriyor artık bana. Tek gördüğüm Fenerbahçenin artık yönetilmediği. Başkan bugün istifa etse bile bizden birkaç yıl birşey olamayacağını düşünüyorum. Çünkü geleceğimizi de sattık geçtiğimiz birkaç yılda. Kadromuz birkaçı hariç BERBAT yabancılar ve 3-4 yıllık mukavelelerle, birkaçı hariç odundan yontma yerlilerle dolu. Taraftar grupları ihanet içerisinde Fenerbahçe’ye yapılan bu büyük kötülüklere ses çıkarmıyorlar. Stadı dolduran “haftasonu eğlencesi” insanları istifa çağrılarını yuhalıyor. Sporda şiddet yasası bu işi sevk ve idare edeceklerin elini kolunu bağlamış durumda. İç iletişim berbat, dış iletişim berbat, şube yönetimleri berbat, menajerlik, scouting, yardımcı TD kadroları berbat, formalar berbat, Fenerium Kiğılı ile sıradanlaştı, kulupte alternatif yönetici YOK, muhalefet BERBAT, borçlar boyumuzu aştı, hisseler değersiz... Üstüne üstlük sahadaki futbolun bana çağrıştırdığı şey...sadece “intihar”. Seyretmeden yaşayamıyorum...seyredince kahroluyorum. Üstelik bu sıraladığım kuruluş-yükselme-duraklama-gerileme-dağılma dönemlerinden sonra Osmanlıda gelen şey “çöküş” idi. Bugünkü CAS kararının ardından bizi bekleyen tehlikelerden biri de bu maalesef... Özel birisinin acilen “Samsun’a Çıkması” lazım...ama umutlu değilim 

Taraftar gözü ile yakın tarih – Gerileme

Hep Destek Tam Destek’ten “biat” kültürüne dönüş Bana göre Fenerbahçe sportif tarihinin tepe noktası olan sezonun ardından Fenerbahçe kulübü içinde başkan ve yönetimin yanlış işler yaptığını dillendirenlerin (ki bunlara ben de dahilim) sayısı artmış, ve kurumsallığın, profesyonel idarenin yerleşmesi gerektiği sık sık dile getirilmesine rağmen bu kitle başkanı yıpratırken kulübü de yıpratacağını düşünerek eleştirileri isyana döndürmemiş ve takımının arkasında olmuştur. Bu dönemde çeşitli yollarla “biat” eden yada ettirilen kişiler camia içinde tek ses oluşturma çabalarına girişmiş, tribünlerde bindirilmiş kıtalar (Fatih, Düzce, Karagümrük, Pazarcılar, Ağar’ın gorilleri vb.) yerleştirilmiş, taraftara çeşitli cefalar çektirilmiş ve tribünde olmadık uygulamalarla Fenerbahçe’de diktatörlüğün temelleri atılmıştır. Bunların detayına girmek istemedim... Aragones’i ala’yı vala içinde getiren yönetim Güiza, Josico gibi yıldızlarla kadroyu zayıflatmış ve 2 ön eleme geçip gruplara kalan takım maalesef üçüncü torbadan girmesine rağmen dördüncü torba takımına da geçilerek Aralık başında ve galibiyet alamadan CLden eleniyordu. Ligde de 57 gol ve 61 puanla dördüncü olan Fenerbahçe sevenlerini üzmesine rağmen “destek” kalkanının altına gizlenen ve başarızıslığı üstlenmeyenlerin palyatif çözümleriyle Dede’yi yolluyor, ve yerine tekrar Daum ile anlaşıyordu. Bu kısım artık çok yakın tarih olduğu için detayına çok girmeyeceğim, çünkü hepimiz net hatırlarız. Bir dolu yararsız transfer, bir dolu hata... Yine de Şubat ayına dek Avrupa liginde kalıp Lille’e son dakikalarda yediği golle elenen Fenerbahçe son maça iki puan önde girdiği ligde Trabzona yenilerek şampiyonluğu bir defa daha son maçta kaybedince esasen bu işin desteğinin falan kalmadı. Yönetim açık ve net başarısızdı, değişimde fayda vardı, kulübünü seven birisi başarısızlığı kabul edip giderdi. Ama başkan koltuğa yapışmıştı...camia içi entrikalarla, komplo teorileriyle, ve devamlı gölgesiyle bile kavga halinde olarak hem kendini hem bizi antipatikleştirdi, küçülttü, çirkinleştirdi. Etrafına “biat” edenleri doldurdu. Eleştirilere kulağını tıkadı. Bildiğini yapmaya devam etti. O inşaattan de futboldan da anlardı ya... bakkal defteriyle ve yanlışlarla yönetti Fenerbahçeyi. Gerileme dönemi 2 yıl sürmüş ve dağılma başlamıştı.

Taraftar gözü ile yakın tarih – Duraklama

Hep Destek Tam Destek ama sadece “bana” Artık lig şampiyonlukları değil Avrupa’da başarı hedef. Bu doğrultuda bir futbol ilahı teknik direktör oluyor: Zico. Alex, Nobre, ve Aurelio’nun yanına Edu, Deivid, Lugano ve Kezman geliyor. Takımdaki 5 Brezilya’lının önderliğinde Fenerbahçe aslına dönüp yaratıcı futbol oynamaya, ve bunu da daum zamanından kalan fizik gücüyle desteklemeye devam ediyor. Dönem duraklama ama salında en büyük (tarihi) başarı da bu dönemde yaşanacak... Fenerbahçe CL’den transferlerin takıma geç katılması yüzünden eleniyor. Can ve Önder stoperleri CL’yi kaybettirirken elenmenin günler sonrasında Edu ve Lugano transfer ediliyor. Avrupa Liginde birinci turu geçip gruptan çıkmayı başaran Fenerbahçe Hollanda’da son 2 dakikada yediği golle Alkmaar’a eleniyor ama yine yılbaşı sonrasında Şubat ayında Avrupa’da varoluyor. Ligde ise daum dönemine göre daha kötü bir performans ortaya konmasına rağmen 65 gol ve 70 puanla şampiyonluk yüzüncü yılda kucaklanıyor...Fenerbahçe dünyası mest olmuş halde dört yılda gelen üçüncü şampiyonluğu çıldıra çıldırta kutluyor. Bir sonraki sezona Zico önderliğinde giriyor Fenerbahçe. Gökhan Gönül transferine Vederson , Maldonado, ve bir dünya markası olan Roberto Carlos ekleniyor. Takım daha da Brezilyalılaşıp, Zico’nun pompaladığı özgüvenle CL önelemesinde Anderlecht’i geçip gruplara kalıyor. Gruplara unutulmaz Alex-Deivid golü ile Inter’i yenerek başlayan Fenerbahçe evinde oynadığı üç maçı kazanıp deplasmandan da 2 beraberlik çıkarınca tarihindeki en yüksek puan olan 11 puanla ikinci olarak gruptan çıkıyor. Son 16da dönemin güçlü ekibi Sevilla’yı penaltılarla eleyip çeyrek finale çıkan Fenerbahçe, çeyrek finalde (daha sonra kupayı penaltılarla kaybedecek olan) Chelsea’ya karşı Istanbul’da kazanıp Londra’da kaybedip eleniyor, ama oynadığı başarılı futbolla hem tarihinde ilk defa Nisan ayında Avrupa’da maç yapmış oluyor, hem de tüm Futbolseverlerin gözünde tarihinin zirvesine çıkıyordu. Bu müthiş başarı maalesef lige performans düşüklüğü olarak yansıyor, ve son üç haftada iki ezeli rakibe yenilip 64 gol ve 79 puan ile ikinci oluyordu Fenerbahçe. Şampiyonluğu kaybeden hoca kovulur diyerek Zico’yu yollayan başkan ve yönetim esasen hem üçüncü büyük hatayı yapıyor, hem de kendi kendisiyle çelişiyordu. Avrupa’da başarı diye Daum’u yollayan kişi, tarihin en başarılı Avrupa sezonunun ardından lig kaybedildi diye hoca kovunca esasen Fenerbahçe’deki tüm ilerlemenin tesadüfi ve şahsi olduğunu, istikrar ve destek kavramlarının başkan ve yönetime uzak olduğunu dosta düşmana haykırıyordu. Bununla beraber Fenerbahçe’deki duraklama dönemi de sona eriyor ve gerileme dönemine girilmiş oluyordu.

Taraftar gözü ile yakın tarih – Yükseliş

Hep Destek Tam Destek ama sadece “benim istediklerime” Denizli’den sonra Lorant geliyor göreve ama Lorant kaale alınmadan transferler yapılmaya başlanıyor. Cesaretlenen yönetim kendini aşma ve Fenerbahçe’yi Avrupa’da öne çıkarmayı misyon edinmiş. Volkan, Tuncay, Washington ve Ariel Ortega gibi bir marka isim transfer ediliyor. Takımın oyun anlayışında bir ilerleme yok, düzensizlik ve plansızlık hakim. Esasen yakınılacak, protesto edilecek, belki de yönetimi gönderebilecek bu durum iki sayede aşılıyor. Birincisi taraftar geçen seneki şampiyonluğun destek ile geldiğini düşünüyor, ikincisi de Fenerbahçe en büyük rakibine ALTI sıfır galip gelerek krediyi bir anda maximuma çıkarıyor. Tabii bu destek atmosferinden fayda sağlayan sadece başkan ve yönetim. Esasen kendileri hariç himseye destek umurlarında değil. Umurlarında olmadığı için de hızlı bir seri ile Lorant, Oğuz Çetin, Tamer Güney Fenerbahçeye hoca olup kısa süre içinde kovuluyorlar, ama biz hala farkında değiliz. Bu iki sezonda Fenerbahçe ne ligi ne kupayı alabiliyor. Esasen sportif gidişat 90’lı yıllardan farklı değil, ama Denizli ve Destek ile gelen o müthiş şampiyonluk bizi dişimizi sıkmaya ve beklemeye yönlendiriyor. Bu esnada stadyumun yenilenmesi, ve tesisleşme hamleleri bizi teskin ediyor...nihayetinde Fenerbahçe’lilerin 2000 yılından sonra ortaya koyduğu müthiş mali destek, kulübü doğru spor dışı yatırımlara yönlendiriyor, ve bunun havası, yeni staddaki atmosfer, yeni transferler derken yönetime karşı son derece ılıman bir hava hakim. Ve bu ılıman havada mevcut başkan ve yönetim son 15 yılın en doğru hamlesini yaparak Fenerbahçe’nin büyük yükselişini sağlayacak Daum’u takımın başına getiriyor. Daum’un transferlerini kendisi mi yönetim mi yaptı bilmiyorum ama Luciano, Aurelio, Van Hooijdonk, ve Nobre gibi başarılı transferlerle takım güçleniyor. Sahada hatalar yapılsa da takımın fizik kondüsyonu yükseliyor, genel itibarıyla çok koşuyor, dikine oynuyor, rakibin üstüne tribünlerle beraber kabus gibi çöküyor takım. Taraftar memnun, takım çatır çatır bir lig çıkarıyor ve 82 gol ve 76 puanla şampiyon oluyor. Taraftar coşmuş şekilde desteğe devam ediyor, formalar, kombineler kapışılıyor. Yönetimin arkasında müthiş mali destek var, ama kafaları net değil. En büyük rakibin aldığı Uefa kupası ve Avrupa Başarıları yönetimi devamlı rahatsız ediyor, ve çıtayı lig şampiyonluğundan Avrupa’ya çeviriyorlar bir defa daha. Ve sonraki sezona Türkiye’nin gelmiş geçmiş en başarılı futbolcusu ile giriyorlar: Alex de Souza. Ara transferde de Anelka’yı alacak, ve kadroyu daha da iyileştirecek olan Fenerbahçe bu sezonda ligde yine şampiyon oluyor. Bu defa 77 gol atıp 80 puan toplayan Fenerbahçe yine ligi domine ediyor. Üstelik Avrupa’da CL’de ManU’ya da Manchester’de iyi futbolla farklı yenilip İstanbulda 3-0 galip geliyor, ve 9 puan toplayarak grupta üçüncü olarak uzun yıllar sonra yeni yılda Avrupa’da varolmayı garantiliyor. Şubat sonu Zaragoza’ya elense de aslında bu ileriye doğru bir adım. Ama rakibin altında ezilen yönetime Daum’un gerçekçi hedefleri (lig şampiyonluğu) ağır geliyor...illa Avrupa’da başarının altı çiziliyor. İki sene üstüste şampiyon olmuş hoca tabii ki 3. Yıla devam ediyor. Kadro Appiah ile daha da güçlendiriliyor, yayın gelirleri, hasılat, kombine, ürün satışları, sponsorluklar, amatör şubeler...herşey adım adım daha iyiye doğru gidiyor. Derken talihsizlikler başlıyor. CL’de PSVyi 3-0 yenen takım Schalke’yi Istanbulda yenecekken Volkan bir topu ıskalıyor ve berabere kalıyoruz. Bu maç kazanılabilse belki de Schalke’yi altına alacak olan Fenerbahçe grupta sonuncu olarak eleniyor. Daum’un bu elenişi normal karşılayan demeçleri tepki çekiyor ve “destek” ilkesini sadece kendisine destek sanan başkan yavaş yavaş Daum’u kafasında bitiriyor. Ligin şampiyon olunan son 2 yıldan daha iyi geçmesi, Fenerbahçe’nin 90 gol ve 81 puanla ligi bitirmesi maalesef Denizli’deki o direkte takılı kalıyor, ve başkan bu “talihsiz” sonucu başarısızlık olarak değerlendirip Daum’u kovarak ikinci büyük hatasını yapıyor. Camia istikrar isterken ve destek olurken başkan 9. teknik adamı da paketliyor. Halbuki bu 3 yıllık dönem gayet başarılı ve Fenerbahçe için zirveye yakın bir dönem. Kadro güçlü, ve iyi futbol oynuyor, her sene bir önceki yılın üstüne koyan, oturmuş bir futbol anlayışı hakim, takımda teknik beceri de var, koşan basan askerler de. Bu 3 yıllık sistem Fenerbahçe’nin geldiği en üst nokta, ama mantık şeker hastalığına ve megalomaniye yenik düşüyor, ve Fenerbahçe yakın tarihin yükseliş dönemini tamamlıyor

Taraftar gözü ile yakın tarih - Kuruluş

Belki de Aziz Yıldırım İmparatorluğu demeliydim bu yazının başlığına. Böyle karanlık zamanlarda elimden gelen tek şey "yazmak". Onun bile kifayetsiz kaldığı bu günde son 10-12 yılı bir hatırlayalım istedim... Hep Destek Tam Destek Sene 2000... Fenerbahçe perişan. En büyük rakibi 4 sene üstüste şampiyon olmuş, Uefa kupasını kazanmış, Fenerbahçe son 11 sezonda sadece bir şampiyonluk almış. İç çekişmeler, gruplar, parayla satılan oylar, kifayetsiz yöneticiler ve Tahsin Kaya – Metin Aşık – Güven Sazak – Ali Şen’den oluşan bir seri başarısız başkan ve onların getirdiği 15-16 teknik adam... Ardından 1998’de Aziz Yıldırım göreve gelmiş ama o da göreve “birkaç” gayse şampiyonluğu ile başlamış, başarısız... Fenerbahçe’li mutsuz, bir umut, bir kıvılcım arıyor. Tribünlerde “istikrardan yanayız” pankartları ile Fenerbahçeli düzene isyan ediyor. Artık Fenerbahçe’nin “büyük” olması sorgulanıyor, bugünkü Bjk gibi ikinci sınıf büyük hale gelmiş, ve “devletin takımı” olan en büyük rakibinin fersah fersah gerisine düşmüş durumda. Başarısız başkan ona büyük başarıların yolunu açacak ilk doğru hamleyi yapıyor ve Mustafa Denizli’yi takımın başına getiriyor. Denizli akıllı bir adam, cesur, iyi ilişkiler kuran birisi. Futbol ailesi içindeki ilişkileri zaten iyi. Türkiye’nin bir numaralı futbol baronunun en yakınındaki kişilerden. Hemen ilişkiler işlemeye başlıyor, medyadaki canhıraş eleştiriler kesilmese de azalıyor. Yönetimden aldığı transfer bütçesini “yarın yokmuş” gibi yaşlı kurtlara (Anderson, Rapaic, Revivo, vb.) harcıyor Denizli. Tribün grupları ile birçok toplantı yapıyor, gencecik adamları “adam” yerine koyup dert anlatıyor ve camia içi desteği sağlıyor. Bu dönemde internet üzerinde yapılanan genç, eğitimli Fenerbahçeliler müthiş bir itici güç olarak devreye giriyor. Dünya Fenerbahçeliler günü, Fenerium ismi ve konsepti gibi önemli değişimleri başlattığı gibi “Hep Destek Tam Destek” diye bir slogan bulup hem yönetimine hem hocasına hem sporcusuna sahip çıkıyor. Bu slogan esasen o dönemde umutsuzluğu umuda çeviren, “dışardaki” Fenerbahçelilerin de kendisini çözümün bir parçası gibi hissetmesini sağlayan bir tutkal, ve bu tutkal camiayı sımsıkı birbirine yapıştırıp kenetliyor. 0-3’den 4-3 kazanılan maç, kaybedilen maçtan sonra bir anda organize olup takımı karşılayan taraftarın verdiği enerji, bu kenetlenme ile birleşiyor... ve Fenerbahçe’yi yüzbaşılığa taşıyor...yani Fenerbahçe Şampiyon olup 3. Yıldızı takıyor. Camia çok mutlu, futbolcular ve teknik kadro el üstünde. Herşey yolunda. Destek işe yaradığı için taraftar gaza gelmiş daha çok destek sağlıyor. Fenerium’lar para basmaya başlıyor. Yönetim ve başkan cesaretleniyor, ufukları genişliyor ve Avrupa’da başarı hayalleri kuruyorlar. Yeni transferler ile Şampiyonlar Ligi’ne yelken açıyor Fenerbahçe, ve gayet iyi maçlar çıkarmasına rağmen 6 maçını da kaybederek eleniyor. Buna ligdeki kötü sonuçlar eklenince birisinin(!) havaalanına yolladığı “kuvvetler ile” Denizli’ye küfürler eşliğinde yüklenilmesinş sağlaması sonucu Denizli gönderiliyor...ilk büyük hata. Taraftarının “istikrardan yanayız” dediği “Hep Destek Tam Destek” ile kenetlenmiş kulup ilk virajda hocasını satıyor. Destek denen kavramın kötüye kullanımı aslında daha ikinci sene başlıyor. Başkan desteğin sadece kendisine verileceğine inanmış, bunu da Denizliyi yollayarak beyan ediyor aslında, ama bizler naif şekilde “destek” demeye devam ediyoruz. Güzel günler çok yakında...

30 Temmuz 2013 Salı

Şark Zihniyeti ve Fenerbahçe

Bir Turk vatandasi olarak sark zihniyetinin ne oldugunu, nasil isledigini gayet iyi bilirim. Burada dogdum buyudum. “Sadece kendini akilli zanneden” bir suru insan tanidim. Cozumu sadece kendinin bildigini sanan, bireyci, bencil, bokumda boncuk var sanan, zit fikre tahammul edemeyen ukalalar…bilirsiniz. Hele bir de cebinde iki kurus parasi varsa tutmayin kucuk enisteyi. Hani kicinda sivilce ciksa dunyanin en onemli kalp cerrahini ozel ucakla ulkeye getirmeye calisip, bir de “parasiyla degil mi kardesim” diye dusunenleri diyorum. Bakin bu bir zihniyet, bir yasam bicimi. Var oldugunu kabullenmek ve bireysel anlamda da belli bir yere kadar tahammul etmek lazim bu formasyona. Diger yandan bu zihniyetin zaafiyetlerini cok iyi bilmek lazim. Bu zihniyet sadece A planiyla calisir. A plani kendi fikridir. Bu fikrin parlakligina oylesine inanir ki yumurta kapiya gelene, yada onu sok eden durum ortaya cikana dek bu planin basarisiz olabilecegini dusunmez bile. Planin basarisiz oldugu meydana cikinca da soka girer…zaten B plani olmadigi icin bocalar. Bu arada kor topal (ve yine sadece kendi fikri olan) B planini uretene dek baslar etrafina bok atmaya. Once yakin cevresinden baslar. Yagdanliklar haric muhalifleri tek tek temizler. Boylece ona saglikli bir B plani alternatifi cikaracak dusunce zenginligini de yok eder. Bunu yaparken de bol bol yonettigi kurumun, halkin, grubun duygularini gidiklar, hedef saptirir. O temizledikleri zaten vatan hainidir. Ardindan yakin cevrede algiladigi dusman sona erince yonettigi birimin rakiplerine yonelir. Bu tezgah rakiplerin isidir. Komplo teorilerinde bogulur, kendini magdur, mazlum, zavalli gostermeye calisir, bunun icin de gitgide absurtlesen fikir silsilesi onu ve cevresindeki ahmaklari “faiz lobisi” yada “cemaatin uefadaki uzantilari” gibi uydurma, hayal urunu rakiplere kadar goturur. Bu zaafiyetin, genis capli kurumlara zarar vermesi nasil onlenebilir peki? Tabii ki bu zaafiyete sahip bireylerin dernek, oluşum, kurum, bakanlik, ulke, kulup vesaire yonetmesini engelleyerek. Ama isin paradoksal kismi ve garibi sudur ki kisi absurtlestikce etrafindaki saksakcilar artar. Aziz Nesin’in dedigi gibi buyuk bolumu ahmak-aptal olan cevre, hata ustune hata yapan o zavalli lideri bile “Turkiye seninle gurur duyuyor” diye pohpohlar. Boylece icinden cikilmaz bir dongunun bir devinimi daha yapilir ve bizim gibilerin hayal kirikliklari devam eder. Evet, konu Fenerbahce ama…Fenerbahce’ye gelene dek bu bahsettigim sark zihniyeti sinirsiz zararlar vermistir sayisiz kuruma. Ben Osmanli’nin yikilisinin arkasindaki sebeplerden biri olarak bile gorurum bunu. Mutlak guc sahibi ama yeteneksiz bir lider, ve etrafini burumus dalkavuklar. Kelimenin tam anlamiyla bir felaket senaryosu… Bu sebeple de bu dunyanin Ali’leri, Yannis’leri, Abbas’lari, Gaffar’lari, Ammar’lari, Banyamen’leri, Yusef’leri, Reza’lari, Otman’lari, Jehangir’leri, Samir’leri, Kamran’lari ve Aziz’leri, diger dunyanin Joseph’larina, Benjamin’lerine, Gianni’lerine, Marek’lerine, John’larina, Peter’lerine, Martin’lerine, Wolfgang’larina, Edward’larina, ve Michel’lerine yenilmeye, boyun egmeye mahkumdurlar. Ve yenildikleri zaman da basinda bulunduklari kurumlara sonsuz zarar vermeleri kacinilmazidir. Peki ne olmali? Sadece elestiri mi, cozum var mi diye dusunuyor olabilirsiniz. Cozum var tabii… Uzun yillar batili ulkelerde yasadim, calistim. Bircok yonden olesiye elestiririm, ama bazi acilardan da kiskanarak izlerim. Bu aslinda asagilik kompleksi falan degil, dupeduz bir oykunme. Batili insanlarin ve kurumlarin muhtelif planlari vardir anlik, orta vade, uzun vade, firsat planlari, acil durum planlari vesaire. Mutlaka ve mutlaka organizasyonel gelisim planlari vardir. Progression-succession dedikleri kim kimin yerine gececek ve hangi vadede, bunlar bellidir. Planlarin alternatifleri de bellidir. Bir konuda A plani olmazsa uygulayacak B plani, o da olmazsa C plani, ve bir acil durum plani mutlaka vardir. Adam malini mulkunu urununu sigortalar, yangin cikinca sark zihniyetli gibi dovunmez. Yarin deprem olacakmis gibi bol bol sirenler esliginde bina tahliye calismalari yapar. Polisinin bir olaya mudahale suresini olcer, iyilestirir. Misal ben tarim urunu satin almayla ilgileniyorum. A ulkesinde kitlik olursa ve mal alamazsam hangi ulkeye gidecegim bellidir. O ulkede isyan cikmasi ihtimali varsa bu durumda nereye gidecegim de bellidir. Hatta C ulkesinde fiyatlari cok yukari ittirmemek icin de planim vardir. Meteorolojik olaylara karsi, boceklenme zararlarina karsi, urunde kimyasal gubre kalintisi olmasina karsi ne yapacagim bellidir. Yani stratejik planim vardir. Bu planin icrasi tamamen bana ait olmakla beraber B, C , D senaryolarimi her sene strateji toplantisinda anlatir, consensus saglarim. Kriz aninda ise hareket etmek artik cocuk oyuncagidir. Kimin ne yapacagi bellidir. Kimin sorumlulugunun nerede baslayip bittigi bellidir. Kurumsallik bir anlamda da budur. Iletisim stratejisi olan bir olusumun, sirketin hele ki dikkat etmesi gereken pozitif bir marka imaji varsa bu birincil onceliklerden biridir. Calisilan herhangi bir yerde herhangi bir anlamda kurumun adinin negatif bir tonlamayla anilmasi ve halka bunun yansimasi halinde kurumsal iletisim kanallari bellidir. Kiminle irtibat kurulur, nereye ne tepki verilir, kim verir, hangi kanallardan ne yayinlara mudahale edilir, bu imaji temiz tutabilmek icin medya ile iliskilerin nasil yurutulecegi bellidir. Ilgili bolumde “kim nerede yemege cikarilir, kime ne hediye alinir” bunlar bile son derece nettir. Ve her sene duzinelerce yangin baslamadan sondurulur. Cunku planlama yapilmistir ve iletisim stratejisi nettir. Futbola donecek olursak X futbolcuyu X tarihe dek maksimum X fiyata alacagim, olmazsa Y futbolcuyu Y tarihe dek max Y fiyata alacagim, o da olmazsa en kotu senaryom Z olarak bellidir diyen bir avrupa kulubu ile, Belhanda gelmiyor napacaz? Tamam kapattik transferi diyen kulubun ayni olmasini bekleyemezsiniz. Zihniyet meselesi bu, ve eger batili kurumlarla mucadele ediyor isek sark zihniyeti ile kazanamayiz. Once bunu kabullenmek gerekir. Eger hedefinde Sivasspor ile Konyaspor ile mucadele var ise Mecnur baskan 2 milyon verdim tamam mi ile bu isi goturursun. Eger hedefinde Tottenham, Benfica, Marseille, Lazio, Anderlecht, Steaua, Feyenoord, Schalke vesaire var ise kurumsallasmak, batililasmak ve oyunu kuralina gore oynaman lazim. Reali Barcayi Munitedi Liverpoolu Bayerni Juveyi Milani falan yazmiyorum bile. Onlar atilacak bu kurumsallasma adimindan sonra birkac isik yili daha uzakta. Peki Kurumsal carklarin calistigi batili zihniyetle yonetilen bir kulup olsa ne yapardi? Bir kere 13 senedir Kurumsal bir gucu yoneten akilli bir baskan olsa idi helvacinin koksalin ayiboganin calistikleri kurullara insan yerlestirirdi. Avrupa kulupler birligi ile saglam iliskiler kurardi. Beckenbauer gibi, Rummenige gibi sozu gecen adamlari kulube sempatizan yapardi., yada en azindan iliski kurardi. Rezalet 2011de patladiginda Avrupa’nin kilit kulupleriyle DAHA ONCE KURDUGU iliskileri calistirarak harekete gecerdi. Ayni haksizliga ugramis Juventus’u yanina cekerdi. UEFA disiplin kurulunun, tahkim kurulunun tum uyeleri icin 4 temmuz 2011de birer dosya actirirdi. Kisilerin uye olduklari kulupleri bulur uye sokup lobi yapardi. Hayir islerini seviyorlarsa ilgilendikleri hayir kampanyalarina Fenerbahce adina bagis yapardi. Karisinin gittigi kuaforu ogrenip kadina ulasmaya, cocugunun gittigi okuldaki baska bir ogrenci ile cocuga ulasmaya ve esas kisiye gerek acik gerek bilinc alti mesajlar yollamaya baslardi. Turkiyede tatil yapacaksa bilir ulasirdi. Oglunun butun sinifina posta yolu ile cocuklarin adi yazili birer Fenerbahce formasi yollardi. Yati var ise oradan, ati var ise oradan, is ortagi var ise oradan devreye girer, kisinin onune UEFAda dosya gelmeden ona Fenerbahcenin tezini aciklar onu da davaya cekerdi. Adamin en sik gittigi 3 restorana gidip beser bin dolar verir ve adam oraya her gittiginde ustunde “Fenerbahce Sucsuzdur” yazan kul tablalarinin kullanilmasini saglardi. Bebeginin fotografina photoshop ile FB formasi giydirir, e-mail ile adama “Fenerbahce is as innocent as little Sophie” mesaji atardi. Ornekler sacma gelebilir, ama bunun binbir yolu var. Bu tip islerde ALGI HERSEYDIR, ve akilli bir kulup 2 yilda kolaylikla sucsuz algisi yaratabilirdi. Tabii bunu yapabilmek icin 3 hamle ilersini gormek lazim, ki bizim kulupte birakin 3 hamleyi, birinci hamleyi dogru yapabilecek adam bile yok. Cunku basta baskan olmak uzere herkes omzunun uzerinden geriye bakiyor. Geriye bakarak ileri gitmek mumkun olamayacagina, ve zaman ileri dogru bizi ittirdigine gore de biz saga sola carpa carpa gitmeye devam ediyoruz. Son soz: Fenerbahce’nin cilesi ya avrupa sevdasindan, ya da sark zihniyetinden vazgecince biter.

Kurban Psikolojisi

Uzun zamandir gozlemledigim bir olgu bu, ozellikle de Fenerbahceli ve sosyaldemokrat insanlarda. Devamli bir sikayet durumu, devamli bir edilgen-pasif tavir, devamli bir aynaya bakamama durumu, devamli neden olmadigini, neden yapamadigini dis etkenlere baglayan, ve bundan manevi olarak faydalanan insanlar. Kurban psikolojisi icindeki kisi ve kurumlar esasen cok sey kazanir bundan. Cunku bu mantikta dusunen kisi ve gruplar hic bir zaman sorumluluk almaz, aynaya –neyi yanlis yaptigina- bakmaz. Arkadas biz sampiyon olurduk ama bizi bictiler dogradilar infaz ettiler. Bu durumda manevi olarak rahattir kurban. Kilini kipirdatmasina gerek yoktur cunku “yapmadm, ama yapsam da farketmezdi, bizim XXX olmamiza asla musaade etmesler” der ve buna inanir. Bu inanc aslinda yapabileceklerini de yapmasinin onunde en buyuk engeldir. Acaip guzel de bir duygu somurusudur bu kurban psikolojisi. Bizim insanimiz da zaten sever magduru.... Bu yonde dusunup tum soylemini bu yonde kurdugunuz zaman esasen “bize yapilanlardan oturu” etrafimizdakilerin duygusunu somurmemiz de cok kolay ve olasidir. “Yahu neler geldi basimiza, yazik bize” diyen hem kendini hem de etrafini rahatlatir dogal olarak. Ama bir gayya kuyusudur bu durum. Gitgide bu zavallilik durumu benligi de kitleyi de kaplar, hayatinda olan olaylarin sorumlulugunu almayi engeller ve imkansiz hale getirir. Bu ana fikre karsi cikanlari “dusman” gorerek hayatindan temizledin miydi, ohhh etrafimizda sadece bizim neler cektigimizi dusunen ve dile getiren bir kitle yarattik. Kozasina cekilmis zavalli bir bocek moduna gectik. Super. Serefsiz UEFA dimi? Fenerbahcenin Fenerbahceliden basa dostu yok Herkes bize dusman Herkes bizimle ugrasiyor Cemaat bizi ele gecirmeye calisiyor Ferit dusman Saran dusman Hulusi dusman Hakan Bilal dusman Hep Ulusoyun yuzunden Uefa kurullarini ele gecirmis serefsizler Sarigul stad hediye etti Isin Celebi, Mesut Yilmaz onlar yapti Ulan CAS hakimi olan Turklerin hepsi gayseli Mehmet Agar tezgahladi Butun suc onlarda, hakemde, federasyonda, medyada, ic dusmanlarda, dis dusmanlarda, onlar, onlar ,onlar yapiyor bunu Aslinda biz cok daha iyisini yapardik ama iste izin vermedi derin devlet Bir hastalik bu, ve iyilesmenin yolu farkindaliktan geciyor. Once bu surekli sikayet durumunun kisiye ve kuruma hic bir sey katmadiginin farkina varmak gerekiyor. Farkindaliga ulastiktan sonra da bu durumu donusturmek icin irade ortaya koymak ve gercekten cabalamak gerekiyor. Ve hepimizin gidecegi cok ama cok yol var bu yonde. Kendimizi bu psikolojiden kurtarip degerlerimiz icin (aile, kulup, ulke) mucadele etmemizin vakti geldi. Ama once farkindalik... Hani Amerikan filmlerinde adam alkol bagimlisidir ve bundan kurtulmak icin alcoholics anonymous toplantisina gider. Ondan ilk istenen bir itiraftir: Hi...my name is XXX and I am an alcoholic - Merhaba...ben XXXXX ve ben bir alkoligim. Bence bizim camia ve birey olarak yapmamiz gereken tam olarak da bu. Merhaba...ben Cüneyt. Fenerbahceliyim, ve kurban psikolojisindeyim.