28 Ağustos 2013 Çarşamba
Taraftar gözü ile yakın tarih – Yükseliş
Hep Destek Tam Destek ama sadece “benim istediklerime”
Denizli’den sonra Lorant geliyor göreve ama Lorant kaale alınmadan transferler yapılmaya başlanıyor. Cesaretlenen yönetim kendini aşma ve Fenerbahçe’yi Avrupa’da öne çıkarmayı misyon edinmiş.
Volkan, Tuncay, Washington ve Ariel Ortega gibi bir marka isim transfer ediliyor. Takımın oyun anlayışında bir ilerleme yok, düzensizlik ve plansızlık hakim. Esasen yakınılacak, protesto edilecek, belki de yönetimi gönderebilecek bu durum iki sayede aşılıyor. Birincisi taraftar geçen seneki şampiyonluğun destek ile geldiğini düşünüyor, ikincisi de Fenerbahçe en büyük rakibine ALTI sıfır galip gelerek krediyi bir anda maximuma çıkarıyor. Tabii bu destek atmosferinden fayda sağlayan sadece başkan ve yönetim. Esasen kendileri hariç himseye destek umurlarında değil. Umurlarında olmadığı için de hızlı bir seri ile Lorant, Oğuz Çetin, Tamer Güney Fenerbahçeye hoca olup kısa süre içinde kovuluyorlar, ama biz hala farkında değiliz. Bu iki sezonda Fenerbahçe ne ligi ne kupayı alabiliyor. Esasen sportif gidişat 90’lı yıllardan farklı değil, ama Denizli ve Destek ile gelen o müthiş şampiyonluk bizi dişimizi sıkmaya ve beklemeye yönlendiriyor. Bu esnada stadyumun yenilenmesi, ve tesisleşme hamleleri bizi teskin ediyor...nihayetinde Fenerbahçe’lilerin 2000 yılından sonra ortaya koyduğu müthiş mali destek, kulübü doğru spor dışı yatırımlara yönlendiriyor, ve bunun havası, yeni staddaki atmosfer, yeni transferler derken yönetime karşı son derece ılıman bir hava hakim. Ve bu ılıman havada mevcut başkan ve yönetim son 15 yılın en doğru hamlesini yaparak Fenerbahçe’nin büyük yükselişini sağlayacak Daum’u takımın başına getiriyor.
Daum’un transferlerini kendisi mi yönetim mi yaptı bilmiyorum ama Luciano, Aurelio, Van Hooijdonk, ve Nobre gibi başarılı transferlerle takım güçleniyor. Sahada hatalar yapılsa da takımın fizik kondüsyonu yükseliyor, genel itibarıyla çok koşuyor, dikine oynuyor, rakibin üstüne tribünlerle beraber kabus gibi çöküyor takım. Taraftar memnun, takım çatır çatır bir lig çıkarıyor ve 82 gol ve 76 puanla şampiyon oluyor.
Taraftar coşmuş şekilde desteğe devam ediyor, formalar, kombineler kapışılıyor. Yönetimin arkasında müthiş mali destek var, ama kafaları net değil. En büyük rakibin aldığı Uefa kupası ve Avrupa Başarıları yönetimi devamlı rahatsız ediyor, ve çıtayı lig şampiyonluğundan Avrupa’ya çeviriyorlar bir defa daha. Ve sonraki sezona Türkiye’nin gelmiş geçmiş en başarılı futbolcusu ile giriyorlar: Alex de Souza. Ara transferde de Anelka’yı alacak, ve kadroyu daha da iyileştirecek olan Fenerbahçe bu sezonda ligde yine şampiyon oluyor. Bu defa 77 gol atıp 80 puan toplayan Fenerbahçe yine ligi domine ediyor. Üstelik Avrupa’da CL’de ManU’ya da Manchester’de iyi futbolla farklı yenilip İstanbulda 3-0 galip geliyor, ve 9 puan toplayarak grupta üçüncü olarak uzun yıllar sonra yeni yılda Avrupa’da varolmayı garantiliyor. Şubat sonu Zaragoza’ya elense de aslında bu ileriye doğru bir adım. Ama rakibin altında ezilen yönetime Daum’un gerçekçi hedefleri (lig şampiyonluğu) ağır geliyor...illa Avrupa’da başarının altı çiziliyor.
İki sene üstüste şampiyon olmuş hoca tabii ki 3. Yıla devam ediyor. Kadro Appiah ile daha da güçlendiriliyor, yayın gelirleri, hasılat, kombine, ürün satışları, sponsorluklar, amatör şubeler...herşey adım adım daha iyiye doğru gidiyor. Derken talihsizlikler başlıyor. CL’de PSVyi 3-0 yenen takım Schalke’yi Istanbulda yenecekken Volkan bir topu ıskalıyor ve berabere kalıyoruz. Bu maç kazanılabilse belki de Schalke’yi altına alacak olan Fenerbahçe grupta sonuncu olarak eleniyor. Daum’un bu elenişi normal karşılayan demeçleri tepki çekiyor ve “destek” ilkesini sadece kendisine destek sanan başkan yavaş yavaş Daum’u kafasında bitiriyor. Ligin şampiyon olunan son 2 yıldan daha iyi geçmesi, Fenerbahçe’nin 90 gol ve 81 puanla ligi bitirmesi maalesef Denizli’deki o direkte takılı kalıyor, ve başkan bu “talihsiz” sonucu başarısızlık olarak değerlendirip Daum’u kovarak ikinci büyük hatasını yapıyor.
Camia istikrar isterken ve destek olurken başkan 9. teknik adamı da paketliyor. Halbuki bu 3 yıllık dönem gayet başarılı ve Fenerbahçe için zirveye yakın bir dönem. Kadro güçlü, ve iyi futbol oynuyor, her sene bir önceki yılın üstüne koyan, oturmuş bir futbol anlayışı hakim, takımda teknik beceri de var, koşan basan askerler de. Bu 3 yıllık sistem Fenerbahçe’nin geldiği en üst nokta, ama mantık şeker hastalığına ve megalomaniye yenik düşüyor, ve Fenerbahçe yakın tarihin yükseliş dönemini tamamlıyor
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder