10 Mart 2010 Çarşamba

Bir Sonraki Hamle...

* 1907 Gençlik'teki kardeşlerimizin ricası üzerine dergileri için yazdım, buraya da geçtiime kızmazlar umarım :)

Bir Sonraki Hamle...

Fenerbahçe Spor Kulübü geçtiğimiz 10 yılda bir çok hamle yaptı. Başta amatör şubelerdeki müthiş başarı, tesisleşme, Fenerium mucizesi-kombine başarısı ve bunun getirdiği ekonomik güçlenme olmak üzere, bu hamlelerin bir çoğu da doğru yönde idi, ve camia tarafından benimsendi ve desteklendi. Zaten özellikle ekonomik güçlenme kısmında Fenerbahçe’lilerin kulübüne ve renklerine sahip çıkmasının çok büyük önemi olduğu su götürmez bir gerçek.
Bu başarılı hamleler ve beraberinde getirdiği camianın desteği içte ve dışta çeşitli sonuçlar doğurdu:

1. Rakipleri endişeye, ve spor dışı oluşumlar vasıtasıyla rekabetin içinde kalma çabasına sevketti.
Ulusoy dönemi, hakemler, ceza kurulları, tahkim, ve hemen hemen tüm kurulları ile Fenerbahçe karşıtlarının kucaklandığı bir dönem oldu. Fenerbahçe’ye rakip sayılabilecek üç küçüklerin aynı gün aynı pankart ile maçlara çıkması, Papermoon yemekleri, Federasyon başkanının babasına giden kupalar, ve muhtelif maçlarda katledilen, infaz edilen, isyan edince de cezayı yiyen bir kulüp. Kaldı ki o zamanki yapılanmanın meyveleri şu an sahada ve saha dışında Türk futbolunu hala yönetiyor!

2. Medyanın bir kısmı ve özellikle yayıncı kuruluş rekabetin azalmasından kaynaklanabilecek tiraj, satış kaygıları ile anti-Fenerbahçe odakları haline geldi.
Özellikle LigTv triosu (Musa-Şansal-Erman) maç yayınları, pozisyon seçimleri, ve pozisyon yorumları ile Fenerbahçe’nin hem kamuoyu nezdinde haksız duruma düşmesi, hem de hakem camiasını aklayarak hakemler tarafından rahatça linç edilebilmesinin altyapısını hazırladılar. Rakipsiz bir takımın şampiyonluğa koşması 1996-2000 döneminde kendilerini rahatsız etmezken, 2000li yıllarda Fenerbahçe’nin güçlenmesiyle her yıl ligin son haftalara kafa kafaya girmesi bir mecburiyet halini aldı.

3. Fenerbahçe’deki muhalefetin iktidar kaygısını daha derin hissetmesi ile olay Fenerbahçe’nin a’li menfaatlerinden çıkıp kirli bir savaşa dönüştü.
Başarılı bir yönetim muhalefet için iktidarın kendilerinden uzaklaşması demek. Bunu sindirmek için de tek hedef sadece ve sadece Fenerbahçe’nin başarısı olmalı. Gerçekteki durum böyle olmayınca da muhalefetin bir kısmı medya ile kolkola giren, bir kısmı taraftara sirayet etmeye çalışan, proje üretmeyen, ve sadece yıkıcı eleştiri üzerinden yürümeye çalışan ucube bir kimlikle ortaya çıktı, ve önemli bir nefret topladı. Bu muhalefetin zayıflaması, güç kaybetmesi, ama aynı zamanda iktidarın gevşemesi ve rakipsiz ortamda rehavete kapılmasını beraberinde getirdi.


4. Fenerbahçe taraftarı zorlayıcı unsur olma özelliğini kaybetti.
Yılların getirdiği başarısız yönetici imajının değişmesiyle bir rahatlama dönemine giren tribünler mevcut yönetimin yanlışlarına karşı daha az tepki verir hale geldi, üstüne üstlük kutuplaşarak iç kavgalara yöneldi. Taraftarın bir kısmı gelinen noktadaki pozitif icraatleri alkışlayıp 90’lı yılların sonundaki istikrar beklentisini önemserken, Fenerbahçe’lilerde genetik olarak var olan beğenmeme hastalığı da diğer bir kısım taraftarın yapılamayanları öne çıkartması kendi içinde çekişen, bölünmüş bir taraftar yapısının evlerimizin içine dek girmesini sağladı. Buna yönetimin tribünü iğdiş eden kendini koruma politikaları da eklenince tribün pasifleşti.


5. Fenerbahçe’li medya yönetim ve muhalefet arasında kalıp parçalandı, ve kutuplaştı.
Muhalefet yanlıları Fenerbahçe’nin menfaatleri doğrultusunda yapılan icraatleri bile eleştirerek ciddiye alınma şansını elinin tersiyle itti. İktidar yanlıları ise Fenerbahçe’ye zarar verdiği kişisel fikir olarak nitelendirilemeyecek kadar açık icraatleri bile alkışlayarak gaflet ve dalalet örnekleri verdi.


6. Rakipsiz, muhalefetsiz, alternatifsiz olan her şey gibi mevcut yönetim de rahatladı, gevşedi, yavaşladı, ve durdu. Yönetim, iktidarının ilk yıllardaki göreceli sportif başarıyı, ve camianın kuvvetli desteğini “keramet bende” diye yorumladı, ve sürekli gelişim çizgisinden, kendilerine Fenerbahçe menfaatleri doğrultusunda yanlışlarını işaret edenleri Fenerbahçe düşmanı diye aforoz eden, her şeyin en iyisini ben bilirim diyen bir çizgiye geriledi. Kongrede rakipsiz kalınca da holiganizmi bahane ederek, kendine tehlike olabilecek tek güç olan tribünü hedef seçti.


Yukarıda bahsedilen altı sonucun her biri Fenerbahçe için verim/güç kaybı oluşturan, her biri kendi içerisinde bir hareket planı gerektiren, tedavi gerektiren ciddi tehlikelerdir. Bu tedaviyi uygulaması gereken Fenerbahçe Spor Kulübü yönetimidir. Lakin bu hamleyi yapmak için önce rahatsızlık, hastalık olduğunu itiraf edebilmek gerekir. Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı ve Yönetimi eskisi gibi camiayı çeken, ilerleten bir güç olmak istiyorsa önce muhalefetiyle, tribünüyle, medyasıyla, eski sporcusuyla, her branştaki teknik ve sportif kadrosuyla camia içi barışı/kucaklaşmayı geri dönülmez bir şekilde sağlamalı, ardından da camianın yekpare gücünü Fenerbahçe karşıtı odaklara çevirmeli, ve medeni ölçülerde bir tepkiyi son derece programlı ve dikkatli bir şekilde kullanmalıdır. Fenerbahçe Spor Kulübüne aşık, camiası için fikir ve aksiyon üreten yüzler, binler mevcuttur. Bu grup sadece işadamlarından ibaret değildir. Kurulabilecek çalışma grupları ile basketbol taraftar sayısından yaşadıkları mahallede hakemlere söylenebilecek iki çift söze, Bağdat Caddesinde bir gövde gösterisinden medya kuruluşlarının önünde pankartlı tepkilere, medya ve hakemler üzerine oluşturulabilecek tam kapsamlı raporlardan Fenerbahçe Televizyonunda yayınlanabilecek taraftar programlarına camianın ihtiyacı olan her ama her konuda düzinelerce akil fikir üretmek mümkündür. Fenerbahçe’de var olan müthiş enerjiyi, potansiyel enerjiden kinetik enerjiye çevirmek Fenerbahçe Yönetiminin görevi, hatta boynunun borcudur. Kaldı ki Fenerbahçe kongre üyeleri yönetimi göreve Türk sporunu değil Fenerbahçe’yi ileriye taşımak için getirmişlerdir.

Üzülerek ifade etmeliyim ki, Fenerbahçe yönetimi mevcut yollarında yürüdükleri taktirde çok kısa sürede camiayı çeken, ilerleten bir güç noktasından, camianın sırtında taşıdığı, ve kurtulması gereken bir yük noktasına gelecektir.

Bu yazıyı kulübünü çok seven bir kongre üyesinden gelen bir tavsiye olarak değerlendirmeniz halinde savunma mekanizması devreye girmeyeceği için, yazılanların şahıslar değil SADECE FENERBAHÇE menfaatleri doğrultusunda yazıldığını idrak edeceğinize eminim..

İyi Çalışmalar,
Cüneyt Aytaç

21 Şubat 2010 Pazar

Haydi haydi haydi...allah aşkına...

Fenerbahçe Erkek Basketbol Takımı...

Herkesin eleştirdiği, kimsenin beğenmediği, koçuyla yöneticisiyle sporcusuyla yerden yere vurulan, Fenerbahçe dünyasında herkesin bir tane vurduğu "kum torbası".

İşte o kum torbası sene başında yapılan yanlış, yada yapılamayan doğru transferler ile, 5-6 oyuncusunun önemli sakatlıklarla boğuştuğu seyrelmiş kadrosuyla, camiada herkesin günah keçisi yaptığı kariyerli ama kan uyumsuzluğu yaşadığı hocasıyla, en büyük rakibinin satın aldığı basketbol medyasının darbeleriyle çok zor günlerden geçti.

Hocası takımda herkesle kavgalı geçimsiz bir görüntü verdi, taraftarı binbir bahane ile bu şubemizi yanlız bıraktı, yöneticisi 2010 hedefi vererek baskıyı arttırdı, hocanın istemediği taraftarın sevgilisi bir Solomon macerası yaşadı, doping ile şampiyonluk kaybetti, hocayı kovdurabileceğini düşünüp gayret göstermeyen sporcuların sabotajıyla boğuştu (bence), euroleague'dan büyük bir şanssızlık ve başarısızlıkla elendi...kötü giden o kadar çok şey oldu ki uzatmak mümkün ama faydasız...

Diğer yandan iyi şeyler de oldu... Sakatlıkların çoğu düzeldi, yönetim hocaya sahip çıktı, bazı oyuncular hocayı gönderemeyeceğini görüp toparlandı, istanbul dışındaki taraftar takıma sahip çıktı, 2 hafta önce gelebilse EL'de de hedefe yürüyebileceğimiz Ukiç gibi gerçek bir guard takıma katıldı, Preldziç müthiç bir gelişme gösterdi, Damir gibi Ömer gibi tecrübeli oyuncular hırs ve savaşma faktörünü arttırdı, takımın güveni yerine geldi, yardımlaşmalı, ve iyi savunmaya dayanan iyi bir basketbol oynanmaya başlandı...

Bunun bizi getirdiği nokta da bir haftada iki kez en büyük rakibini(efes) ve ligin iyi takımlarından Telekomu yenen, izleyenlere umut veren, 43 yıldır kazanamadığı Türkiye Kupasını kazanan bir takım. Bu yolda devam edersek play-off için de umutlanmak, ve yeniden şampiyonluğu kucaklayabileceğimizi düşünmek hiç de abartı değil.

Nihayetinde sezon sonu başarılı da olsak başarısız da olsak hocamızla yollar ayrılacak, b u bir gerçek. Ve unutmayalım ki bu camia ne zaman ve hangi branşta bir kenetlenme noktasına geldiyse başarılı olmuştur... Şimdi biz Fenerbahçe'liler bu noktada bir yol ayrımındayız:

Aydın Hoca'dan başlayarak yapılan binbir yanlışa itirazlarımızı ve tepkimizi takıma zarar verecek eksende devam ettirip, müthiş bir bölünmüşlükle Tanjevic'i, Mahmut Uslu'yu, Başkanı, Mirsad'ı, Ahmet'i, Mehmet'i, Cüneyt'i suçlamaya, birbirimizle kavga gürültü içinde itişmeye devam edebiliriz...

Ya da bir onur mücadelesine girişen, bu yolda Efes'i iki sefer yenip kupayı 43 yıl sonra müzemize getiren takımımızın (en azından 3 ay-sezon sonuna kadar) arkasında olup sezonu çifte kupayla kapatmasına yardım edebiliriz.

Ben diyorum ki...

HAYDİ HAYDİ HAYDİ...ALLAH AŞKINA !!!!!!!


Sevgiler,
Cüneyt Aytaç

Söyle gErgin söyle...söyle ne oldu?

İshal olmuş ağzı ile uzunca bir süredir cır cır öten bir lafazanın perişanlığına tanık olduk son bir haftada iki terbiye ile. Bu doğrultuda cathine ile alınmış -çalınmış- şampiyonluk hariç bize karşı bir başarısı olmayan bu zavallı ve Özerhun denilen zavallının miyadının dolduğunu düşünüyorum.

Medyadaki Efes yalakalarının yazmadığı gerçek bu kadar para harcayarak gErgin ile kendilerini rezil ettikleri gerçeğidir...

Fenerbahçe sporda varolduğu her kulvarda şampiyonluğa oynuyor...branş branş rakipler değişiyor ama Fenerbahçe'nin iddiası ve büyüklüğü değişmiyor. Bu doğrultuda:

Futbolda Galatasaray
Erkek Baskette Efes
Erkek Voleybolda Arkas
Bayan Voleybolda Vakıfbank Türk Telekom Güneş Sigorta
Bayan Voleybolda ise Gs Bjk yada Panküp Ereğli vb

Hepsiyle başa çıkıyoruz alimallah.

Fenerbahçe'nin büyüklüğü işte böyle bir büyüklük...

16 Şubat 2010 Salı

Doping Pilsen Maçı ve Düşündürdükleri

Pazar günü harika bir performansın ardından ligdeki önemli rakibimizi 19 (yazıyla ondokuz) farkla yenmemiz bana birkaç şey düşündürdü...

a. Efes Yoruldu: Geçen sene final serisinde Tanjeviç'in, herkesin nefret ettiği, ama rakibi elden ayaktan düşürüp kendisi ayakta kalmayı hedefleyen "rotasyonu" şarampole yuvarlanmış, ardında da binbir şaibe bırakmıştı Kerem Gönlüm olayıyla. Ne yapsak gayretini kıramıyorduk Efes'in. Biz 10-12 kişiyle süre paylaşırken rakip 6-7 kişilik rotasyonla yorulmuyor, ve bizden dinç görünüyordu. Son maçta gördük ki rakip aslında yoruluyor...yorulmamalarını sağlayan narkotik maddeleri alamadığında bizden efor olarak çok ilerde olmadığı gibi, ekip olarak uyumları da kadro derinlikleri de bizim ilerimizde değil.

b. Bu İki Takım Denk Takımlar: Son 12 maçta 6şar galibiyet almış Efes ve Fenerbahçe. Bu da son derece normal. Anormal olan seride bizim 5 maç üstüste, ardından da Efes'in 6 maç üstüste kazanmasıydı. Bu durum sona erdi. Bundan sonra seriler olur yine olmasına, ama uzun vadede takımlar denk olduğundan bu takımların birbirleriyle oynayacakları maçların yarısını Fenerbahçe, diğer yarısını da Efes kazanır. Play off serisinde kimin kazanacağı da maçların sonlarındaki bireysel performanslara kalır.

c. Tanjeviç Nefreti Fenerbahçe'ye Zarar Veriyor: Tanjeviç gitmeli, kalmalı bu konuya girmeyeceğim, lakin gitmeyeceği belli bir hocaya taa sezonun başından savaş açmak, ve onu yıpratmaya çalışmak, maça gitmemek, ve başkalarını da gitmemeye teşvik etmek İHANETTİR Fenerbahçe'ye. Efes maçında Fenerbahçe'nin salonu dolduran 7-8 bin taraftarı zaman zaman ağır ve ağdalı tezahüratlarla "ayine" dalsalar da genel itibarıyla mükemmel desteklediler takımlarını. Hiç bir kötü söz olmadı (gErgin Ataman'a bireysel hakaretler dışında), ve taraftar takımının arkasında olunca takımın dengeli ve kendinden emin tarafı ortaya çıkıyor. İnsan düşünmeden edemiyor, taraftar Euroleague'de de takımının arkasında olsa şimdi nerelerde olurduk?

d. Basketbol Medyası Nerelerde? : Efes maçında özellikle basın tribününe baktım. Şişman bey, çirkef bey, ve satılmış bey dahil basketbol dünyamızın o meşhur kaşarlanmış isimleri basketbol takviminin bu en önemli maçlarından birine rağbet göstermedi? Yoktular resmen.
Tabii bu çok şaşırtıcı değil. O kadar ağız ishali oldular ki son zamanlarda, Fenerbahçe taraftarının tepkisinden çekinip maça gelmemiş olsalar gerek. Yani televizyon yorumcusu oldular onlar da. Kılcal Efendi'nin yıllar önce izlediği yolu izliyorlar, ve spordan uzaklaşıyorlar. Tabii ki bordrolu sahipleri Anadolu grubu orada olmalarını önemsemez, leyhlerine yazdıkça zarflar gelmeye devam edecektir, ama en azından aynaya baktıklarında ne hissediyorlar merak ediyorum? Misal iki yeğenini de Anadolu grubuna maaşlı işlere yerleştiren Şişman Bey'imiz bu maçta sahibinin takımını övmek için ne yazdı acaba?

Yazıyı bitirirken güvenilir isimlerin Kakiouzis dahil eski Doping Pilsen'li oyuncuların peşinde olduğunu da yazalım. Birileri konuşacak yakında.
Belki yarın, belki yarından da yakın...

Sevgiler,

18 Ocak 2010 Pazartesi

Körler Sağırlar Medyası

Havuz ihalesi yapıldı, ve beklenen gerçekleşti. Daha önceki bedel yaklaşık üç kat artarak 321+40+13, toplam yıllık 374 Milyon Dolar'a çıktı. Şimdi ülkemin alçak, yanaşık, yalaşık, ve bulaşık medyasında iki üç ayrı tiyatro oynanmaya başladı.

* Biri zaten yıllardır devam eden bir tiyatro, neredeyse bir Cats. Senaryo ise "yayıncı kuruluş Türk futboluna para veriyor, kaynak akıtıyor" senaryosu. Sadece abone gelirleri 350 milyon dolar olan, ve reklam, görüntü satış, uluslararası pazarlama devreye girdiğinde tahmini yıllık 550 milyon dolar geliri olan, ama halen yıllık 140 milyon dolara A B ve C paketlerinin TAMAMINA hükmeden kurum
kimin parasını nereye aktarıyormuş bir açıklasalar da anlasak.

Kaldı ki Türk futboluna kaynak aktaran kişiler biziz... Bizim verdiğimiz bilet, kombine, reklam, yayın paralarının büyük bir kısmını cebine atarak cüz'i bir kısmıyla Türk Futboluna iane-iaşe babında yardım yapıyorken büyük bir lütuf yapıyor havasına girmesin kimse.


* İkinci tiyatro "bu paralar nasıl ödenecek" tiyatrosu. Şu anki abone sayısı ve fiyatlarla bile yayına verdiğinden çok gelir elde eden kurumun satılık ve kiralık yardakçıları günlerdir zavallı kurumlarının nasıl büyük bir ödeme yükümlülüğü altına girdiğini anlatıyor car car... Bilmesek burası diktatörlükle idare edilen bir ülke, ihaleye devlet zoruyla girdiler, ve can korkusundan bilmem kaç yüz kere fiyat arttırarak 140 milyon dolardan 321 milyon dolara geldiler zannedecek. Kendi özgür iradesiyle, ve patronuyla kasım kasım kasılarak ihaleye giren, ve bilerek ve isteyerek bu rakama çıkan kurum bilmelidir ki kendilerinden hepi topu ellibin dolar eksiğine bu işe sıfırdan girecek ve tüm yatırımları sıfırdan yapacak bir kurum vardı ihalede. Rakipsiz değilsiniz yani, ve tüketicinin gözü üzerinizde. Fiyat arttırıp FAHİŞ kazancınızı daha da fahişleştirmeye çalışırsanız tepenize binecek tüketici kurumları ve organize iptal kampanyaları size rüyalarınız kadar yakın bilesiniz...


* Tabii üçüncü tiyatro da körler sağırlar medyasının aciz, zavallı, ve utanç verici durumu. Bu kitle o kadar aşağılık ki ne Bay Büyüka'nın "Telekomla anlaştık, 300 milyon doları geçmeyecektik, ama anlaşmaya uymadı adiler" mealindeki açıklamasındaki SUÇ UNSURU'nun üstüne gidebiliyor, ne de Bay Ulusoy'un 2 yıl (yıllık toplam 140 milyon dolara) ihalesiz olarak digitürk'e hediye ettiği kanunsuz yayın anlaşmasının üstüne gidebiliyor. Hadi 2 sene evvel Bay Ulusoy vatan millet sakaryayla, yahut tehdit ve korku ile susturdu, yada bu malın değerinin 140 milyon dolar civarında olduğuna inandırdı sizi... Şimdi malın değerinin 374 milyon dolar olduğunu öğrendiğinizde, Türk futboluna yaşattığı yıllık 234, toplamda ise 468 milyon dolar kayıp için yakasına yapışmanız gerekmiyor muydu?

Efendim? Ses gelmiyor mu???

Şimdi anladınız mı "ülkemin alçak, yanaşık, yalaşık, ve bulaşık medyası" derken neyi kastettiğimi?

Sevgiler,

Vira Bismillah

Yıllardır yazdım, okudum, fikir alışverişinde bulundum. Mailing list'ler, forumlar, hatta internet diye birşey daha yokken SCT günlerinden beri...
Yüzlerce dost, muhtemelen bir o kadar da düşman edindim yazdıklarımla. Gün geldi tebrik, gün geldi tehdit telefonları aldım, ama yazmaktan vazgeçmedim. Yazdıklarımı da hep kendi düşüncelerimden türetip Fenerbahçe'nin a'li menfaatleri filtresinden geçirerek yazdım.
Kimisi zihinlerde yer etti, kimisi fikirlerde iz bıraktı, kimisi dillere pelesenk oldu yazdıklarımın, ama nihayetinde hep uçtu gitti.
Öyle olunca da kalıcı birşey olsun, kendimden birşeyler olsun düşüncesiyle kağıda günceye yazdıklarımın yanında fikirler tespitler blogumda da olsun, ve kaydı kalsın fikri vasıl oldu bende.
Dolayısıyla yazıp kendimle paylaşacağım bazı tespitleri fikirleri saptamaları...bakalım zaman içinde ne çıkacak ortaya :)
Dolayısıyla...VİRA BİSMİLAH :)