1 Aralık 2014 Pazartesi

Fenerbahçe Kamuoyuna Deklarasyon... Fenerbahçe Spor Kulübü son yıllarda kötü yönetilmektedir. 1990’lı yıllarda kulübü devralan bugünkü yönetim ilk yıllarda kulübü iyi yönetmiş, başarı sağlamış, kulüpte geleceğe dönük projeler üretilmiş, mali yapı sağlamlaştırılmış, bunun için de tüm Fenerbahçelilerin minnetini kazanmıştır. Ardından gelen sürede, özellikle de son 2 yıl, soyunma odasından kayıt sızdırılması, Alex’in Ersun Yanal’ın kovulması, itibarsızlaştırılması gibi rezaletler, utançlarla, kulüp tarihine geçmiş, ders kitaplarına konu olabilecek derecede kötü kararlarla bezenmiş, kulüp sadece kendi yaptıklarının doğru olabileceğine kendini inandırmış bir narsist liderin adeta oyuncağı olmuş, akıl yerine öfke ile tek elden verilen yanlış kararlarla kulübün değerleri, kadroları ve mali yapısı zayıflatılmış, Fenerbahçe’nin çoksesli zenginliği ve Fenerbahçelilerin kulübüne olan katkısı, kişi, grup ve oluşumlara yapılan çeşitli baskılarla azalmış, kulübümüz despotlukla yönetilmeye başlamıştır. 3 Temmuz sürecinde kulübümüze karşı yapılan haksızlıklar ve zalimlikler bizi bir araya getirmiş, tek yumruk yapmışken bugün Fenerbahçe dünyasındaki haksızlıkların ve zalimliklerin merkezinde bizzat Aziz Yıldırım zihniyeti vardır. Bu zihniyet tarafından yönetilen kulübümüzde yönetim ve başkan aleyhinde fikir belirten herkes gibi bu yazıyı yazan ve anafikrine katılanlar da hain, ve Fenerbahçe düşmanı ilan edilecektir. Buna rağmen kaliteli ve yetkin bir muhalefet için çalışmak kulübümüzün geldiği bu noktada Fenerbahçeliler için bir seçenek değil bir görevdir. Fenerbahçe’nin geleceğe daha güvenle bakması, sportif ve mali açıdan daha sağlam bir yapının kurulması, camia içi tüm kırgınlıkların giderilmesi, camia dışındaki iyi niyetle hareket eden taraflarla süren gerginliklerde bir detant safhasına girilmesi, Fenerbahçe için artı değer yaratabilecek tüm Fenerbahçelilerden kulüp adına fayda sağlayacak katılımcı, çoksesli bir model yaratılması ve kulübün sorumlulukları paylaşan, Fenerbahçeli’ye hesap veren ve bir yönetim planı doğrultusunda yönetilmesi için Fenerbahçe’de yıllardır değişmeyen tek kişinin değiştirilmesi şarttır. Bu doğrultuda sahadaki başarı ya da başarısızlıktan bağımsız olarak, Mayıs 2015 kongresinde Fenerbahçe’nin genç, dinamik, bilgili, başarılı ve camiaya kucak açacak ve güç katacak YENİ bir öndere ihtiyacı vardır. Fenerbahçelilerin beklentisi bu yeni önderin eski muhalefetlerin yaptığı gibi bir şer cephesi kurmadan camia içinde iktidardaki, muhalefetteki ve bağımsız liderlerden kuracağı bir yönetimle, iş ve sorumluluk bölüşümüne dayanan bir yapı ile Mayıs’a kadar proje, Mayıs sonrası ise icraat üretmesidir. 3 Temmuz komplosuna başkanının yanında dimdik direnen bir Fenerbahçeli olarak diyorum ki başkanın bu hali Fenerbahçe’ye yakışmamakta, ve Fenerbahçe daha iyisini hak etmektedir. Fenerbahçe’nin daha iyi liderlere ihtiyacı vardır, ve camiada bu liderlerin var olduğundan kimsenin şüphesi olmamalıdır. Fenerbahçe, kongre üyeleri, taraftarı, sporcusu, derneği, yöneticisi ile Türkiye’nin en büyük gücüdür. Bu gücü parçaları bölüp kendi tarafını konsolide etmek yerine bu büyük camiayı birleştirecek ve potansiyeline ulaştırabilecek kişilerin aynaya bakıp bir an önce tarihi sorumluluklarının gereğini yerine getirmeleri şarttır. Fenerbahçe Spor Kulübü Kongre Üyesi Cüneyt Aytaç

12 Kasım 2014 Çarşamba

ADEM KÖZ GERÇEKLERİ !!!

Belki 15-20 yıldır tanırım Adem’i...pardon Adem Köz isimli şahısı(!). Bunca yıldır hep ortak noktamız olan Fenerbahçe ile alakalı konularda teşvik-i mesaim olmuş, bu esnda da olabildiğine tanımışımdır Adem’i... Adem, benim gibi hayatını Fenerbahçe’ye adamış birinin bile Fenerbahçeliliğine gıpta ile baktığı pırıl pırıl bir Fenerbahçelidir. Ben kendisiyle tanıştığımdan beri Fenerbahçeye verir verir verir. Adem’in bir senede Fenerbahçe için harcadığı mesaiyi çoğumuz ömür boyu harcayamayız. Adem’i anlatmak kolay değil...yaşamak, tanıyacak kadar şanslı olmak, ve fedakarlıklarına şahit olmak gerekir... Grup olarak deplasmana gidersin mesela...maça girilecek biletler bir tane eksik mi? Adem dışarda kalmak ister, tanıdıkları maçtan mahrum olmasın diye. Bir şeye ihtiyacın mı var, birine ulaşman, Fenerbahçe ile ilgili bir konuyu çözmek mi istiyorsun? Hiç bir beklentisi olmadan sana yardımcı olacak olan yine Adem’dir. Hayatta tanıdığım en sosyal insanlardan biri, dünya beyefendisi, kimseyi kıramayacak kadar yufka yürekli biridir Adem. Fenerbahçe tribün dünyasında bunca yıldır sakin kalmış, kimseyle kavga etmemiş, kimseyi satmamış, kimseye madik atmamış, Fenerbahçenin aleyhine olacak hiç ama hiç bir aksiyonun içinde bulunmamıştır. Bazen tribün öfkeden patlarken bile takım-kulüp aleyhinde birşey yapmaz Adem, yapamaz...çünkü onun o çok kuvvetli Fenerbahçe aidiyet duygusu kulübe gelebilecek en ufak zararı düşündürür Adem’e. Ululaştırdığımı sanmayın...eminim ki her insan gibi bin tane eksiği yanlışı vardır Ademin de, ama ben bunca yıldır Fenerbahçe konusunda binlerce artısını görmüş, bir tane eksisini görmemişimdir. Bu yazıyı neden yazıyorum? Çünkü son derece haksız bir yaklaşımla ateşe atıldı, hedefe kondu Adem...hem de canı kadar sevdiği Fenerbahçe’nin başkanı tarafından... Peki başkan neden böyle bir şey yapsın diye soruyorsunuz değil mi? Resmi sitedeki o berbat açıklamadan beri ben de soruyorum aynısını. Verebilecek tek cevabım Sayın Başkan’ın olaylara tam hakim olmadığı ve kendisine yalan söylendiği, başkanın da bu yalanlarla yanlış yönlenip bu harika Fenerbahçeliye savaş açtığı. Biraz açayım ki herkes anlasın neler olduğunu: 15 yıldan fazla bir süredir taaa sarı-lacivert derneğinin kombine sattığı günlerden beri Adem kombine satışlarının içindedir. Kendisi kulübün kombine satışlarını çok küçük sayılardan kulüp için çok önemli sayılara yükselten ekibin önemli bir parçasıdır. Fiilen kombine satışında da çalışmıştır aslında ama onun bizim için çok kıymetli olan yönü bu konudaki toparlayıcılığıdır. Uzun, çok uzun yıllardır onlarca, yüzlerce, hatta binlerce kişi Adem’e sorar danışır “bu sene kombine işini ne yapacağız” diye. Adem de her sene listeler toplar, çalışır, insanları-ekipleri biraraya getirir, tribün yerleşmelerini sağlar, gerekiyorsa yer değişimi mübadelelerini sağlar, yardımcı olur. Ben ve benim gibi binlerce insanın kulüple arasındaki gayrıresmi linktir aslında. Bunu da hiç bir karşılık beklemeden Fenerbahçe kulübü ve tribünleri için yapar. Bu sene, geçmiş senelerden yenileme hakkımız olmasına rağmen, kombineli olduğumuz H bloktan kombine satılmayacak dendi yaz sezonunda. Bizler de ne yapacağımızı konuştuk arkadaşlarımızla...bu esnada Adem’e de danıştık. Sonra bir liste yapıp kulübe sunduk her maç önü buluşup yemek yediğimiz 30 küsür kişilik arkadaş-dost grubumuzla, ve Adem’e de koordinasyon maksadıyla bilgi verdik. Sonra yaz sonu Adem beni arayarak kulüpten kefil olmasının istendiğini aktardı. Biz kendisine kesinlikle bize kefil olmamasını, böyle bir şeyin abesle içtigal olduğunu aktardık. Sonradan öğrendiğim kadarıyla Adem de bizim bloktan hiçkimseye kefil olmadı...sadece çeşitli dost gruplarından topladığı isim listesini kulüple paylaştı, altına imzasını istedikleri halde imza atmayarak. Sonra biz kombinelerimizi aldık, sezon en azından tribün için problemsiz başladı. Daha sonra maçlarda görüşemedik Ademle, ama 15 gün kadar önce telefonla görüştük. Bana kombinelerden sorumlu arkadaşın kendisini devamlı aradığını ve imzasını istediğini aktardı. Hatta Ekim sonu tarihli bir de e-posta okudum stad müdüründen Adem’e gelmiş, detayını Adem açıklar gerek görürse. Ben Adem’e imza atmasının mantıksız olduğunu, çünkü zaten kombinelerin bize satıldığını söyledim. Adem manevi baskı altında ve vicdanının sesini dinleyerek imza attı sanırım...çünkü karşısındaki görevli imza atmazsa işini kaybedeceğini aktarmıştı, ve dünya iyisi Adem Köz kimsenin zarar görmesini istemiyordu. Şimdi kulübümüz ve sayın başkan “Ademin kefil olmasıyla verdik bu kombineleri” diyor ya...alakası yok gerçekle bu ifadenin. Çünkü bildiğim kadarıyla Adem bu imzaları listeye 15 gün kadar evvel yalvar yakar rica minnet ile attı. Bunu e-postalar ve tarihlerle ispatlayabilir durumda Adem. Sonra da işini kaybetmesin diye imza attığı kişi onu sattı. Başkana da “yahu başkan bu adam daha 15 gün önce imzaladı listeyi” demedi. Şimdi başkanın hedefinde Adem Köz var...benim tanıdığım en iyi Fenerbahçelilerden ve en iyi dostlardan biri. Büyük haksızlık. Ve başkan Cuma günkü basın toplantısında muhtemelen Adem’e yüklenecek yine. Dostlar...bu hikaye bilgisizlik, kötü kalplilik, ve öfke ile yoğurulmuş bir karalama kampanyası. Adem Köz’ü tanıyanlar zaten onun kimseye, özellikle de Fenerbahçe’ye zarar verecek birşey yapmayacağını bilir. Kefalet hikayesi de benim bildiğim ve Adem’le konuştuğum kadarıyla budur. Geri kalanını vicdanınıza bırakıyorum...ama bu harika insanın yaftalanmasına benim gönlüm ve vicdanım razı değil. Adem’in bu yazıyı yazdığımdan haberi yok, muhtemelen de hoşuna gitmeyecek, ama hikayenin bir de bu tarafını bilmenizi istedim... Cüneyt Aytaç

Yaşanan mağduriyet ve yanlış uygulamaların bilinmesi açısından kulübümüze yaptığım yazılı serzenişi paylaşıyorum...

FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ 10.11.2014 Aziz Yıldırım Dikkatine Sayın Başkan, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün XXXXX sicil numaralı üyesiyim. Fenerbahçe Stadında önce 1998 yılında eski numaralı tribün F bloktan başlayarak, 2000 yılında P bloğa geçmiş, stadımızın maraton tribününün yeniden yapıldığı yıl maraton üst E bloğa geçmiş, sonra E blokta kulübümüzün uyguladığı bileklik-bodyguard gibi saçma uygulamalardan yılarak adı sonradan H olacak B bloğa geçsem de 12 yılı Maraton Üst Bölümünde olmak üzere toplamda kesintisiz olarak 16 yıldır kombine sahibiyim. Bunun yanında Fenerbahçe’nin Avrupa’da yer aldığı her sezon 3-4 Avrupa deplasmanı dahil olmak üzere yurt içi ve yurt dışında ailemle beraber Fenerbahçe’mi deplasmanlarda da yanlız bırakmayan bir taraftarım. 5 yıl önce üst düzey yönetici olarak işimin gerektirdiği bir sebeple İzmir’e göçmeme rağmen her sene kombine bilet alarak 15 günde bir uçakla mabedini ziyaret eden ve 3 pırıl pırıl Fenerbahçeli evlat sahibi, ve yine Çağlayan olsun Düzce olsun Bağdat Caddesi olsun taa İzmirden gelerek zor gününde size ve Fenerbahçeme destek olmuş, tamamen kendi insiyatifimle kalkıp Lausanne’a gidip hazırladığım 2 klasörle bize karşı yapılan alçaklığı CAS’a ulaştırmış bir Fenerbahçe sevdalısıyım. İzmir’de yaşamam sebebiyle yine kongre üyesi olan ağabeyim Halil Aytaç tarafından benim için satın alınmış Maraton Üst H Blok, Sıra XX Koltuk X numaralı koltuğın sahibiyim. 8.11.2014 günü oynanan Fenerbahçe-Rizespor maçından önce stada giriş için kapıya gittiğimde kombinemin bizzat sizin tarafınızdan iptal edilmiş olduğu kapı görevlilerince bana söylendi. Kongre üyesi olduğum kulübün, kendi stadımızdaki maçına, parasını vererek aldığım kombineyle, sizin keyfi uygulamanızla kapıda ezilme tehlikesi yaşayarak girememem ve daha sonra kulüp resmi sitesinden yayınlanan yazıda bu iptallerin bir suç örgütü ile ilişkilendirilmesi beni küçük düşürmüş, yaralamış, mağdur etmiştir. Ben ve yıllardır beraber maç seyrettiğim dostlarım “hayatta en çok Fenerbahçe’yi sevdim” diyen “hep destek tam destek” diyen insanlarken bize “gollere bile sevinmediler” diye leke çalmak Fenerbahçe Spor Kulübüne yakışmadığı gibi bizlere de yapılabilecek en büyük hakarettir, zira bırakın gole sevinmemeyi, baskette voleybolda hatta masa tenisinde bir sayıya sevinmiyorsak bilin ki bizler ya bir hastanede komadayızdır, ya da mezarda. Sözkonusu yazıda bahsedilen “kefil” olma durumu ise hem sizin adınıza hem benim adıma utanç vericidir. Ben yasalara uyan, kulübüne her yıl onbinlerce TL para harcayan yada harcanmasını teşvik ederek kulübüne katkıda bulunmaya çalışan, gittiği deplasmanlarda kent halkına atkılar hediye ederek Fenerbahçeliliği yaymaya çalışan, yurtdışında tahsil görmüş, yüksek lisans sahibi bir yöneticiyim, artı 45 yaşına gelmiş bir aile babasıyım. Kombine bilet almam için kimsenin kefil olması söz konusu bile değildir. Ben kimseden kefalet istemedim, kimse bana kefil olmadı, ve sizlerin de benden kefil isteme hakkınız yoktur. Ayrıca sokak suçlarıyla mücadele edeceğim derken ben ve benim gibi insanları incitmeye, karalamaya, suçlamaya, ve tek taraflı kararlarla mağdur etmeye hiç hakkınız yoktur. Kulübü yönetiş tarzınızda ve beyanatlarınızda gitgide kontrolden çıkan bir öfke görerek üzülüyorum. Süratle bu öfkeyi kontrol etmek, ve enerjinizi kulübü mali açıdan daha ileri götürecek projelere harcamanız, camiayla kucaklaşmanız, ve Fenerbahçe için taş üstüne taş koyacak HER BİREYLE ortak bir noktada buluşmak için gayret etmeniz başkan olarak sizden beklentimdir. Sayın Başkan, Ben kulüp yönetimi hakkında son zamanlarda verdiğiniz kararları beğenmeyen ve bu kararlarla kulübümüzü zayıflattığınızı, ve camia içi bütünleşmeye zarar verdiğinizi düşünen bir Fenerbahçe’liyim. Bununla beraber Fenerbahçe Spor Kulübü hariç hiç bir dernek-grup-oluşumun üyesi olmayan, Fenerbahçenin müzmin muhalefetinden nefret eden, ama kulüpte size alternatif olacak, belki sizi de daha ileriye itecek sağlıklı bir muhalefetin özlemini çeken bir kongre üyesiyim. Bunu rahatlıkla yazıyorum çünkü sizin son zamanlardaki bazı uygulamalarınıza karşı olmam, geçmişte yaptığınız Fenerbahçenin faydasına olan birçok şeyi görmeme ve takdir etmeme engel değil. Bunun yanında sizin bazı yaptıklarınızı beğenmemem, beni, kulübüme ve onun başarılarına köstek olma gibi ahmakça bir yola itecek değil. Ben Fenerbahçeliyim ve her daim kulübümün yanındayım. Bir kongre üyesi olarak sizi eleştirmeye hakkım olduğunu da düşünüyorum. Sizin bu eleştirilere bakış açınızın da takındığınız sert tutumun da kurunun yanında yaşı yakma politikanızın da yanlış olduğunu düşünüyorum. 18. yüzyılda Voltaire demiş ki “fikirlerinize katılmıyorum ama fikirlerinizi özgürce söylemek özgürlüğünüzü sonuna dek savunacağım”. Sayın Başkan, siz de biraz böyle düşünmek, aykırı fikirlere kızsanız da hoşgörü göstermek, camiada düşman değil dostlar yaratmak, ve hepimizi kucaklamak zorundasınız. Şahsi tabiyatınızın doğrultusu bu olmasa da Fenerbahçe Başkanı olarak sinirinizi törpülemeniz, ve camiaya hoşgörü, güven duyguları aşılamanız, camia içinde gitgide büyüyen kutuplaşma ile herkesin birbirini ya hainlik/FB düşmanlığıyla, ya da yandaş/Başkan yalakası olmakla suçlamasının önüne geçecek yumuşama ortamını sağlamanız bu çok önemli sezonda kulübümüz için büyük ihtiyaç. Konuya dönecek olursam; maçtan önce veya sonra tarafıma yapılmış resmi bir tebligat olmadan ve sebep belirtilmeden kombinemin iptal edilmiş olması sebebiyle hem ben, hem de zorlukla ikna ederek İzmir’den kombine aldırdığım diğer Fenerbahçe sevdalısı arkadaşlarım, çoluk çocuk ve eşleriyle uçakla geldikleri ve otelde konaklayıp İzmire döndükleri bir haftasonunda hem ezilme tehlikesi geçirdi, hem de tarifi imkansız, ve telafisi mümkün olmayan bir mağduriyetle karşılaştı. Sizden şu veya bu yönde bir talepte bulunacak değilim. Sadece kızgınlıkla aldığınız bu kararın bizleri nasıl yaraladığını aktarmak, ve tek gayesi Fenerbahçe olan bir kongre üyesi olarak sizi itidale ve kulüp içi barış için aktif olarak çalışmaya davet etmek istedim. Cüneyt Aytaç. Tel no: XXXX XXXXXXX

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Taraftar gözü ile yakın tarih – Dağılma

Yönetimsizlik Dağılma döneminin detayına, şike soruşturmasına, cezalara, tranfer aptallıklarına, hoca-kadro-taktik seçimlerine girmeyeceğim. Zira çok fazla acı veriyor artık bana. Tek gördüğüm Fenerbahçenin artık yönetilmediği. Başkan bugün istifa etse bile bizden birkaç yıl birşey olamayacağını düşünüyorum. Çünkü geleceğimizi de sattık geçtiğimiz birkaç yılda. Kadromuz birkaçı hariç BERBAT yabancılar ve 3-4 yıllık mukavelelerle, birkaçı hariç odundan yontma yerlilerle dolu. Taraftar grupları ihanet içerisinde Fenerbahçe’ye yapılan bu büyük kötülüklere ses çıkarmıyorlar. Stadı dolduran “haftasonu eğlencesi” insanları istifa çağrılarını yuhalıyor. Sporda şiddet yasası bu işi sevk ve idare edeceklerin elini kolunu bağlamış durumda. İç iletişim berbat, dış iletişim berbat, şube yönetimleri berbat, menajerlik, scouting, yardımcı TD kadroları berbat, formalar berbat, Fenerium Kiğılı ile sıradanlaştı, kulupte alternatif yönetici YOK, muhalefet BERBAT, borçlar boyumuzu aştı, hisseler değersiz... Üstüne üstlük sahadaki futbolun bana çağrıştırdığı şey...sadece “intihar”. Seyretmeden yaşayamıyorum...seyredince kahroluyorum. Üstelik bu sıraladığım kuruluş-yükselme-duraklama-gerileme-dağılma dönemlerinden sonra Osmanlıda gelen şey “çöküş” idi. Bugünkü CAS kararının ardından bizi bekleyen tehlikelerden biri de bu maalesef... Özel birisinin acilen “Samsun’a Çıkması” lazım...ama umutlu değilim 

Taraftar gözü ile yakın tarih – Gerileme

Hep Destek Tam Destek’ten “biat” kültürüne dönüş Bana göre Fenerbahçe sportif tarihinin tepe noktası olan sezonun ardından Fenerbahçe kulübü içinde başkan ve yönetimin yanlış işler yaptığını dillendirenlerin (ki bunlara ben de dahilim) sayısı artmış, ve kurumsallığın, profesyonel idarenin yerleşmesi gerektiği sık sık dile getirilmesine rağmen bu kitle başkanı yıpratırken kulübü de yıpratacağını düşünerek eleştirileri isyana döndürmemiş ve takımının arkasında olmuştur. Bu dönemde çeşitli yollarla “biat” eden yada ettirilen kişiler camia içinde tek ses oluşturma çabalarına girişmiş, tribünlerde bindirilmiş kıtalar (Fatih, Düzce, Karagümrük, Pazarcılar, Ağar’ın gorilleri vb.) yerleştirilmiş, taraftara çeşitli cefalar çektirilmiş ve tribünde olmadık uygulamalarla Fenerbahçe’de diktatörlüğün temelleri atılmıştır. Bunların detayına girmek istemedim... Aragones’i ala’yı vala içinde getiren yönetim Güiza, Josico gibi yıldızlarla kadroyu zayıflatmış ve 2 ön eleme geçip gruplara kalan takım maalesef üçüncü torbadan girmesine rağmen dördüncü torba takımına da geçilerek Aralık başında ve galibiyet alamadan CLden eleniyordu. Ligde de 57 gol ve 61 puanla dördüncü olan Fenerbahçe sevenlerini üzmesine rağmen “destek” kalkanının altına gizlenen ve başarızıslığı üstlenmeyenlerin palyatif çözümleriyle Dede’yi yolluyor, ve yerine tekrar Daum ile anlaşıyordu. Bu kısım artık çok yakın tarih olduğu için detayına çok girmeyeceğim, çünkü hepimiz net hatırlarız. Bir dolu yararsız transfer, bir dolu hata... Yine de Şubat ayına dek Avrupa liginde kalıp Lille’e son dakikalarda yediği golle elenen Fenerbahçe son maça iki puan önde girdiği ligde Trabzona yenilerek şampiyonluğu bir defa daha son maçta kaybedince esasen bu işin desteğinin falan kalmadı. Yönetim açık ve net başarısızdı, değişimde fayda vardı, kulübünü seven birisi başarısızlığı kabul edip giderdi. Ama başkan koltuğa yapışmıştı...camia içi entrikalarla, komplo teorileriyle, ve devamlı gölgesiyle bile kavga halinde olarak hem kendini hem bizi antipatikleştirdi, küçülttü, çirkinleştirdi. Etrafına “biat” edenleri doldurdu. Eleştirilere kulağını tıkadı. Bildiğini yapmaya devam etti. O inşaattan de futboldan da anlardı ya... bakkal defteriyle ve yanlışlarla yönetti Fenerbahçeyi. Gerileme dönemi 2 yıl sürmüş ve dağılma başlamıştı.

Taraftar gözü ile yakın tarih – Duraklama

Hep Destek Tam Destek ama sadece “bana” Artık lig şampiyonlukları değil Avrupa’da başarı hedef. Bu doğrultuda bir futbol ilahı teknik direktör oluyor: Zico. Alex, Nobre, ve Aurelio’nun yanına Edu, Deivid, Lugano ve Kezman geliyor. Takımdaki 5 Brezilya’lının önderliğinde Fenerbahçe aslına dönüp yaratıcı futbol oynamaya, ve bunu da daum zamanından kalan fizik gücüyle desteklemeye devam ediyor. Dönem duraklama ama salında en büyük (tarihi) başarı da bu dönemde yaşanacak... Fenerbahçe CL’den transferlerin takıma geç katılması yüzünden eleniyor. Can ve Önder stoperleri CL’yi kaybettirirken elenmenin günler sonrasında Edu ve Lugano transfer ediliyor. Avrupa Liginde birinci turu geçip gruptan çıkmayı başaran Fenerbahçe Hollanda’da son 2 dakikada yediği golle Alkmaar’a eleniyor ama yine yılbaşı sonrasında Şubat ayında Avrupa’da varoluyor. Ligde ise daum dönemine göre daha kötü bir performans ortaya konmasına rağmen 65 gol ve 70 puanla şampiyonluk yüzüncü yılda kucaklanıyor...Fenerbahçe dünyası mest olmuş halde dört yılda gelen üçüncü şampiyonluğu çıldıra çıldırta kutluyor. Bir sonraki sezona Zico önderliğinde giriyor Fenerbahçe. Gökhan Gönül transferine Vederson , Maldonado, ve bir dünya markası olan Roberto Carlos ekleniyor. Takım daha da Brezilyalılaşıp, Zico’nun pompaladığı özgüvenle CL önelemesinde Anderlecht’i geçip gruplara kalıyor. Gruplara unutulmaz Alex-Deivid golü ile Inter’i yenerek başlayan Fenerbahçe evinde oynadığı üç maçı kazanıp deplasmandan da 2 beraberlik çıkarınca tarihindeki en yüksek puan olan 11 puanla ikinci olarak gruptan çıkıyor. Son 16da dönemin güçlü ekibi Sevilla’yı penaltılarla eleyip çeyrek finale çıkan Fenerbahçe, çeyrek finalde (daha sonra kupayı penaltılarla kaybedecek olan) Chelsea’ya karşı Istanbul’da kazanıp Londra’da kaybedip eleniyor, ama oynadığı başarılı futbolla hem tarihinde ilk defa Nisan ayında Avrupa’da maç yapmış oluyor, hem de tüm Futbolseverlerin gözünde tarihinin zirvesine çıkıyordu. Bu müthiş başarı maalesef lige performans düşüklüğü olarak yansıyor, ve son üç haftada iki ezeli rakibe yenilip 64 gol ve 79 puan ile ikinci oluyordu Fenerbahçe. Şampiyonluğu kaybeden hoca kovulur diyerek Zico’yu yollayan başkan ve yönetim esasen hem üçüncü büyük hatayı yapıyor, hem de kendi kendisiyle çelişiyordu. Avrupa’da başarı diye Daum’u yollayan kişi, tarihin en başarılı Avrupa sezonunun ardından lig kaybedildi diye hoca kovunca esasen Fenerbahçe’deki tüm ilerlemenin tesadüfi ve şahsi olduğunu, istikrar ve destek kavramlarının başkan ve yönetime uzak olduğunu dosta düşmana haykırıyordu. Bununla beraber Fenerbahçe’deki duraklama dönemi de sona eriyor ve gerileme dönemine girilmiş oluyordu.

Taraftar gözü ile yakın tarih – Yükseliş

Hep Destek Tam Destek ama sadece “benim istediklerime” Denizli’den sonra Lorant geliyor göreve ama Lorant kaale alınmadan transferler yapılmaya başlanıyor. Cesaretlenen yönetim kendini aşma ve Fenerbahçe’yi Avrupa’da öne çıkarmayı misyon edinmiş. Volkan, Tuncay, Washington ve Ariel Ortega gibi bir marka isim transfer ediliyor. Takımın oyun anlayışında bir ilerleme yok, düzensizlik ve plansızlık hakim. Esasen yakınılacak, protesto edilecek, belki de yönetimi gönderebilecek bu durum iki sayede aşılıyor. Birincisi taraftar geçen seneki şampiyonluğun destek ile geldiğini düşünüyor, ikincisi de Fenerbahçe en büyük rakibine ALTI sıfır galip gelerek krediyi bir anda maximuma çıkarıyor. Tabii bu destek atmosferinden fayda sağlayan sadece başkan ve yönetim. Esasen kendileri hariç himseye destek umurlarında değil. Umurlarında olmadığı için de hızlı bir seri ile Lorant, Oğuz Çetin, Tamer Güney Fenerbahçeye hoca olup kısa süre içinde kovuluyorlar, ama biz hala farkında değiliz. Bu iki sezonda Fenerbahçe ne ligi ne kupayı alabiliyor. Esasen sportif gidişat 90’lı yıllardan farklı değil, ama Denizli ve Destek ile gelen o müthiş şampiyonluk bizi dişimizi sıkmaya ve beklemeye yönlendiriyor. Bu esnada stadyumun yenilenmesi, ve tesisleşme hamleleri bizi teskin ediyor...nihayetinde Fenerbahçe’lilerin 2000 yılından sonra ortaya koyduğu müthiş mali destek, kulübü doğru spor dışı yatırımlara yönlendiriyor, ve bunun havası, yeni staddaki atmosfer, yeni transferler derken yönetime karşı son derece ılıman bir hava hakim. Ve bu ılıman havada mevcut başkan ve yönetim son 15 yılın en doğru hamlesini yaparak Fenerbahçe’nin büyük yükselişini sağlayacak Daum’u takımın başına getiriyor. Daum’un transferlerini kendisi mi yönetim mi yaptı bilmiyorum ama Luciano, Aurelio, Van Hooijdonk, ve Nobre gibi başarılı transferlerle takım güçleniyor. Sahada hatalar yapılsa da takımın fizik kondüsyonu yükseliyor, genel itibarıyla çok koşuyor, dikine oynuyor, rakibin üstüne tribünlerle beraber kabus gibi çöküyor takım. Taraftar memnun, takım çatır çatır bir lig çıkarıyor ve 82 gol ve 76 puanla şampiyon oluyor. Taraftar coşmuş şekilde desteğe devam ediyor, formalar, kombineler kapışılıyor. Yönetimin arkasında müthiş mali destek var, ama kafaları net değil. En büyük rakibin aldığı Uefa kupası ve Avrupa Başarıları yönetimi devamlı rahatsız ediyor, ve çıtayı lig şampiyonluğundan Avrupa’ya çeviriyorlar bir defa daha. Ve sonraki sezona Türkiye’nin gelmiş geçmiş en başarılı futbolcusu ile giriyorlar: Alex de Souza. Ara transferde de Anelka’yı alacak, ve kadroyu daha da iyileştirecek olan Fenerbahçe bu sezonda ligde yine şampiyon oluyor. Bu defa 77 gol atıp 80 puan toplayan Fenerbahçe yine ligi domine ediyor. Üstelik Avrupa’da CL’de ManU’ya da Manchester’de iyi futbolla farklı yenilip İstanbulda 3-0 galip geliyor, ve 9 puan toplayarak grupta üçüncü olarak uzun yıllar sonra yeni yılda Avrupa’da varolmayı garantiliyor. Şubat sonu Zaragoza’ya elense de aslında bu ileriye doğru bir adım. Ama rakibin altında ezilen yönetime Daum’un gerçekçi hedefleri (lig şampiyonluğu) ağır geliyor...illa Avrupa’da başarının altı çiziliyor. İki sene üstüste şampiyon olmuş hoca tabii ki 3. Yıla devam ediyor. Kadro Appiah ile daha da güçlendiriliyor, yayın gelirleri, hasılat, kombine, ürün satışları, sponsorluklar, amatör şubeler...herşey adım adım daha iyiye doğru gidiyor. Derken talihsizlikler başlıyor. CL’de PSVyi 3-0 yenen takım Schalke’yi Istanbulda yenecekken Volkan bir topu ıskalıyor ve berabere kalıyoruz. Bu maç kazanılabilse belki de Schalke’yi altına alacak olan Fenerbahçe grupta sonuncu olarak eleniyor. Daum’un bu elenişi normal karşılayan demeçleri tepki çekiyor ve “destek” ilkesini sadece kendisine destek sanan başkan yavaş yavaş Daum’u kafasında bitiriyor. Ligin şampiyon olunan son 2 yıldan daha iyi geçmesi, Fenerbahçe’nin 90 gol ve 81 puanla ligi bitirmesi maalesef Denizli’deki o direkte takılı kalıyor, ve başkan bu “talihsiz” sonucu başarısızlık olarak değerlendirip Daum’u kovarak ikinci büyük hatasını yapıyor. Camia istikrar isterken ve destek olurken başkan 9. teknik adamı da paketliyor. Halbuki bu 3 yıllık dönem gayet başarılı ve Fenerbahçe için zirveye yakın bir dönem. Kadro güçlü, ve iyi futbol oynuyor, her sene bir önceki yılın üstüne koyan, oturmuş bir futbol anlayışı hakim, takımda teknik beceri de var, koşan basan askerler de. Bu 3 yıllık sistem Fenerbahçe’nin geldiği en üst nokta, ama mantık şeker hastalığına ve megalomaniye yenik düşüyor, ve Fenerbahçe yakın tarihin yükseliş dönemini tamamlıyor